olen birini ozlemek

(bkz: olmus birisini ruyada gormek)

yeri doldurulamaz bir kaybetmişlik hissidir başta. özleyenin gövdesinde kocaman bir boşluktur. karanlıktır, soğuktur ve kış yağmurlarıdır. kış yağmurları en çok hatırlatandır onları... sonra hepsinin çok güzel martılar olduğunu düşündürür kimilerine. ve martıların doğasının gitmek olduğunu...belki de sadece sıcacık bir babaanne kucağıdır.

en iyisi koruyucu meleklere inanmaktır, o artık olmasa da bilirsiniz ki sizin yanınızdadır (bkz: angels/2).

caddelerde rüzgar aklımda aşk vargeceyarısında eski yağmurlar*şarkı söylüyorlar sessiz usulcaözlediğim şimdi çok uzaklarda deli dolu günlerhayat güzeldi*kahkahalarıyla günler geçerdiellerim uzanmaz dokunamamkiözlediğim şimdi çok uzaklardaşarkısı çaldığında gözlerinizin dolması bazen de hıçkırıklara boğulmaktır...

öyle uzak ki yerinuzakları aşıyorbütün özlediklerimbenden ayrı yaşıyor...(bkz: alpar kılınç)(bkz: eren uluergüven)

yagmur böyle baslar içindeince bir siziya kavusur yüregin *

bir an once olmek istemektir, olunce kavusulacagina inanilmasa da...

en cok onu gorurdum duslerimde olumunden sonra, hatta olumunden once. hep gitmek isterdi, kacardi, ben gitmemesi icin yalvarirdim duslerimde. yada uzaklardan arardi, gel diye yalvarirdim. kimi zaman daglar denizler asip o'na ulasmaya calisirdim.... olumunun uzerinden bu agustos 12 yil gecmis olacak... yillarin onsuz yokluguyla ben buyurken onu da kalbimde yaslandirmak icin ugrastim... oysa o her yil 1 ekimde 23 yasina giriyor, ben her yil ogrenci harcligimla aldigim deri kemeri veriyorum ona. cok yalvardim ruyalarimda gel diye... gelmedi. sabahlari onu ozleyerek uyanirken, yasama baska birine asik devam ettim... sonra kizdim, kirildim o'na... sonra deniz'e kizginligim hic gecmedi. en cok mavisine kizdim. sonra derin bir nefes alip onu yok eden mavi kalbine daldim denizin. simdilerde diyorum, ikimizde 30'larimizda nasil severdik birbirimizi?

(bkz: one last goodbye/@nickfallin)

ölümün tek üzücü yanıdır bu. gerisi zaten doğal.

hayatta olan birini özlemekten daha az aci verir.

bu ölen kişi anne, baba, kardeş veya sevgili olabilir yada çok değer verdiğimiz bir arkadaşımız da olabilir belkide bazıları ölmemiştir siz kendiniz kafanızda öldürmüşsünüzdür; ama öyle zaman gelir ki bazen biryerde onları hatırlarsınız, o an içiniz burkulur, sızlar, acı çekersin ve çok özlediğini hissedersin,keşke hayatta olsaydı, şuan yanımda olması için neler vermezdim diye düşünürsün,ama herşey boştur, boş yere üzülür, kendimizi yıpratırız. fakat hep bir ümit vardır içimizde belki de bir gün gelir diye...

özellikle altı ay boyunca görmedikten sonra onun özleminin üstüne bir daha göremenin özleminin gelmesinın birleşmesine ile biraz daha büyüyen bir his.

yaşarken gündüz gördüklerinizi ölünce gece rüyanızda görmek demektir. görüşme saatleri yer değiştirir. her gece özlediklerinize anlatabilmek için bütün gün güzel yaşanmışlıklar biriktirirsiniz.

sizin için ölmüş birini özlemek de bu eylemden sayılır sanırım. birini dost bellemişsinizdir, uzun bir süre sürekli yan yana olup birbirinize destek olmuşsunuzdur; sonra bir anda o çok yukarıya koyduğunuz kişi gözünüzden yuvarlanarak aşağı düşer.. fark edersiniz ki sizin kahramanınız ölmüştür..işte bu farkındalıktan sonra ölür o kahraman sizin için ve insan bazen hiç olmadık yerde sesini duyar o eski dostunun, her şeyden habersiz olduğu, ona kayıtsız şartsız güvendiği, omzuna dayanıp ağladığı, oturup karşılıklı dertleştiği günleri özler..ama heyhat! artık kimse aynı değildir, köprünün altından çok sular akmıştır, ölmüştür her iki ruh da birbirleri için.. umulur ki hayat ölmeyen dostluklar sunsun geri kalan zamanda..

hiç olmaması gerekirken öleceği kesinleşen bir yakını henüz o hayattayken özlemekten daha iyi olsa gerek... acıları karşılaştırmak yersiz tabi ki.. yanlış anlaşılmaya..

aslında ölmemiş ama sizin açınızdan ölmesi ile yaşaması arasında bir fark kalmayacak birini özlemek ile yan yana getirilemeyecek kadar tarifsiz duygu.kaybettiğiniz ve bir daha asla göremeyeceğiniz kişiler aklınıza geldiğinde ne yapacağınızı şaşırır ,yaşadığınız günlerin bir daha geri gelmeyeceğini anımsar ve allaha gerçekten ne kadar kızgın olduğunuz o anda aklınıza gelir.çevreden 'ölüm haktır' ,'her canlı ölümü tadacaktır' sözlerini duyduğunuzda suratlarına 'hayatında kaç kişiyi kaybettin?ölüm haktır ama senin bir yakının ölürse o zaman o hakkı görürüm' diyerek haykırmak istersiniz.hele ki kaybettikleriniz son nefeslerini yanınızda vermişse ne kadar aciz olduğunuzu ve insanın aslında hiçbirşeye gücünün yetmeyeceğini ,çok çok sevdiklerinizin yüzünüze'kurtar beni'dercesine bakmasını ve onlara hiçbir şekilde yardım edemediğinizi anımsar ,boğulursunuz.hele ki kimse yoksa yanınızda gözyaşları sel olur,içinden çıkamazsınız karanlığın.sonra ne mi olur?hayat devam eder ama bu duygu ara sıra sizi yoklar ve her yoklamada aynı şeyler tekrar yaşanır.keşke ölüm olmasa der içinden insan kendi kendine...

(bkz: #6800120)

genelde akabinde odada yalnız başınıza salyalar saçarak ağlayıp ona olan özleminizi haykırma isteği uyandıracak, çaresi olmayan, mezarının başına gidip konuşmanın biraz sizi rahatlatacağı duygu.

özlemek yöneltilebilen bir duygu değildir bu nedenle ölen birini özlemek bir süre sonra yöneltilebilen negatif duygulardan birine çevirilirki bunlara halk arasında öfke nefret ve kıskançlık diyoruz

(bkz: eski sevgilinin olmesi)

(bkz: #7488838)

yanik acisinin kalpte hissedilmesidir. once yuzu silinmeye baslar, kaybolur hafizandan, panik icinde, ter icinde uykudan uyanirsin. kulaginda sesini duymaya calisirsin, bilemezsin, kalin miydi, ince miydi, "hizli hizli konusurdu" diyerek geri getirmeye calisirsin o kaybolan sesi. elleri, gozleri, gulusu, yuruyusu bir bir goruntulerden silinir, sadece kelime olarak kalir, yetmez sarilmaya, avuclarinda kalmaz, parmaklarinin arasindan kayar gider onun verdigi sicaklik, dostluk, mutluluk, huzur, guven. gitmis, geri gelecekmis, sadece uzaktaymis, sakaciktan saklanmis gibi gelsin diye ugrasir durursun. gitgide daha seyrek hatirlarsin olmadigini, ama gitgide daha acitir her hatirlayisinda.

özlenen kişinin hayatınızdaki eksikliği önemli ise hiçbir zaman peşinizi bırakmayacak bir duygudur, rüyada görmek, dua etmek, mezar ziyaretleri geçici bir rahatlama getirse de, gülünen, eğlenilen, neşeli olunan anlar bile bu duygunun gölgesi altındadır artık,

boş bir umut değildir. e.v.t. (electronic voice phenomenon) denilen yöntemle özlediğiniz ölen kişiyi bulma olasılığınız vardır. yalnız bu olay 12' de 1' dir. yani alınan sinyallerin mantıklı, açıklanır ve doğru olma ihtimali. kaynak (bkz: white noise) adlı bir filmdir.

(bkz: uzak)(bkz: oruç aruoba)

kimi vakit aklına düşer, yıllar sonra bile. salonun kapısından başını uzatıp "markete gidiyorum, bi şey istiyor musun" diye sorması gelir aklına. sanki az önce sormuştur, sanki şimdi markettedir, cips felan alıyordur; film izlerken yemek için. az sonra zili çalacak, kapıdan içeri girecek, bir sigara yakacaktır. "zararlı di mi bunu içmek, boş ver zaten ben çok yaşamam" demesi gelir aklına, sızlar yüreğin. 18 yaşında bir çocuğun bunu söylemesi garip gelir duyunca, ama 19 yaşında bırakıp gitmesi daha da garip. geride ağlamayı bile beceremeyen seni, boğazında düğüm düğüm gözyaşlarıyla bıraktı işte. hesaplarsın... yaşasaydı, benim evlendiğim yaşta olacaktı... ama o 19'unda kalmayı seçti... yıllar sonra aklına gelir. kızarsın kendine... neden arada bir aklıma geliyor, unutuyor muyum yoksa... o kadar az kaldın ki burada. öyle çabucak gittin ki... yaşadın mı bizimle beraber, anılarımız var mıydı? oturup sabahlara kadar sohbet ettik mi? ilk aşkını, ilk hayal kırıklığını anlatan sen miydin? parkta düşüp bacağını kanatman rüya mıydı? gri hastane koridorunda yoğun bakımdan çıkmasını beklediğimiz sen miydin? mezarına gitmek gelmez içinden... ordakinin boş bir mezar olduğunu düşünürsün. o şimdi binlerce km uzaktadır. 'hayırsız, bir aramıyor bile, bi telefon etse ya arada bir'. ölüm öyle uzak ki onun güzel yüzüne, kederli gözlerine... hep böyle kederli mi bakardı gözlerin, yoksa artık ben mi öyle algılıyorum. seçemiyorum. evin her yanında fotoğrafların, her birinde ayrı bir hüzün sanki... bak, kızım senin adını taşıyor. hiç görmedin onu, hiç tanımadı seni. ama arada bir, o bile söyler... - teyzemi özledim anne.- ama onu hiç görmedin ki.- olsun, ben özledim onu.

(bkz: babanin olmesi)

eğer ölen kişi,sana hayatı öğreten,her zaman yol gösteren,maddi olarak hep yanında olmasa da mannen,söylemleriyle yanıbaşında olan birisiyse kaçınılmaz olan bir duygudur.insanın içine bir taş oturur ve kalkmaz.zamanla belki akla daha az gelir yitirilen kişi ama beraber yaşanılanlar,öğütleri,sıcacık bakan gözleri hiç akıldan çıkmaz.özlerken acı çekmenin,içinin burulmasının ne demek olduğunu defalarca anlarsın.

her akşam onun eve geldiği saatlerde hazırlık yapılır onun en sevdiği yemekler yapılır oturduğu yer özenle temizlenir ama o hiç bir zaman gelmeyecektir bu bilinir fakat bir türlü kabul edilemez seni çok özledim baba ya bekle bende geliyorum.

içinden çıkılmaz bir duygudur. herhangi bir anda bazen* tanıdık bir koku aklınıza düşürüverir onu. önce tebessüm edip iç çekersiniz sonra tuzlu gözyaşlarının tadı eşliğinde burnunuz sızlamaya başlar. gözlerinizin önünden arı uçuşu hızında onunla yaşadığınız anlar geçer ve telefon edip hiç olmazsa sesini duyma isteği dayanılmaz olur. hatta bazen eliniz telefona gider ve bir anda telefonun öbür ucunda onun sesini bir daha hiçbir zaman duyamayacağınızı bir kez daha hatırlarsınız. işte o an yaşama sizi sıkı sıkı bağlayan ipleriniz gözyaşlarınız eşliğinde kopar hem güler hem ağlarsınız.

zor bir gün geçirmişsinizdir, her şeyin üstünüze üstünüze geldiğini düşündüğünüz bir anda shuffledaki playlistte birden içinizi en çok acıtan şarkı çalmaya başlar, ışıkları söndürüp yatağa girmek istersiniz, yapamazsınız, ertesi güne yetiştirilmesi gereken sorumluluklar vardır, telefon çalar, karşıdaki ses son derece şen şakraktır, dünyada hala mutlu insanlar olduğunu hatırlamanız işinize yaramaz, bir bahane bulur kapatırsınız telefonu, kalbinizi sıkan o burgu nefes almayı gittikçe güçleştirmektedir, birden her yer aydınlanır, aklınıza o'nu aramak gelir, bi tek o anlayacaktır, eliniz telefona gider, bi alev sarar sonra telefonu birden, geri kaçar eliniz, o yoktur artık, aradığınızda orda olmayacaktır, telefona "bu muydu kafana taktığın şey, atla gel hemen" diye cevap vermeyecektir, "hadi güldür beni çok mutsuzum" dediğinizde dünyanın o en güzel gülümsemesiyle "palyaçon muyum ben senin" diyemeyecektir bir daha, gitmiştir, çok da uzun zaman geçmiştir üzerinden, alışamamışsınızdır, aklınıza birden o hasta yüzüyle benzer bir problemle boğuşmakta olan sizi neşelendirmeye çalışması gelir, ağlarsınız, tıpkı konuşmaya hali yokken sizin mutsuzluğunuzu gördüğü, çaresizce çabaladığı için delicesine üzülüp arka odaya gidip sessizce, o duymasın diye yumruklarınızı ağzınıza bastırıp ağladığınız o akşamki gibi ağlarsınız, telefonda ettiği sitemler gelir aklınıza, "özledim seni" deyişi, nihayet yanına gidebildiğinizde çektiği acılar yüzünden ona sıkı sıkı sarılamayışınız, hastane günleri gelir, herkesin koridorlarda birbirine moral vermeye çalıştığı, o morallerin onun çektiği acılara en ufak bir faydasının olmadığı o günler gelir, taş suratlı doktor ve hemşireler imgelenir kafanızda, ürperirsiniz, sessiz sessiz ağlayışı gelir gözünüzün önüne, sonra gittiği o gün gelir aklınıza, 5 dakikalık yolu "acaba geç kalır mıyım" denen dünyanın o en lanet korkusuyla adeta ışınlanarak alışınız, sonra yan odadan gelen dünyanın o en ızdırap verici seslerine kulağınızı tıkamaya çalışmanız ve gidişine engel olamayışınız gelir, o gittikten sonra inanamamanız, inanabilmek için herkesin engel olmasına rağmen gidip yüzüne, kendinizi bildiniz bileli hep içleri gülen ama artık hiç açılmayacak olan o gözlere bakışınız gelir aklınıza, belki daha buralardadır diye çaresizce o gözkapaklarının titremesini bekleyişiniz gelir aklınıza, kolunuzdan tutup içeri götürülüşünüz, ilk bulduğunuz omuza yaslanıp hayatınızda daha önce hiç ağlamadığınız kadar içten ağladığınız o an gelir aklınıza, içiniz daha da çok ezilir, ışıkları söndürür ve yatağa girersiniz, uyuyamazsınız, o günden sonra gecelerce uyuyamadığınız gibi.

olumden baskasi yalan sozunun dogrulugunu cok aci bir sekilde bastan anlamaktir.

dünyanın en çaresiz hissidir, her şey onarılır, bu onarılmaz.

(bkz: çaresizlik)

beyhudedir

acıtır

bazen rüyanızda görürsünüz. evet aslında ölmemiştir, hayatınıza kaldığınız yerden devam ediyorsunuzdur. hatta sağlığında yaptığınız şakaları yapıyor ya da sağlığında üzmüş olduğunuz gibi yine üzüyorsunuzdur. hiç bir şey değişmemiştir. aniden çalan zil, saat ya da birinin sesiyle uyanmanız sonucu gerçeğe küt diye çarpmanız hariç. bu hesapta yoktur. tekrar rüyaya dönmek istersiniz, hatırlarsınız tüm acımasızlığıyla yaşadığınız acıyı. özlem tüm bedeninizi sarmaktadır. o anın acısı hiç bir seye benzememektedir.........................

kişisel kıyametlerden biridir. özlemekten yüreğin avuç içinde sıkılmasına geçiş anıdır.avuçlarınızı anılarınızla gevşetemezsiniz.

hayat, olup bitenlerden habersiz akip giderken, hayata giden butun yollarin tikanmasidir. oyle nefessiz kalinir ki geride kalani olume yaklastirip ona* sempati duymasina neden olur..fazlasi kisiyi elbet aradaki mesafeyi kapatacak bir yol bulmasini saglar.. oyle de boyle de..

keske geri gelse yine yasasa da konusabilsem dersiniz.geri gelmez tekrar yasamaz.ama konusabilirsiniz.

yasayanlardan ümit kesildiginde gerceklesmesi daha kolay olan durum.

en imkansız özlem.. dokunulmaz, paylaşılamaz.. alışılmaz, yok sayılamaz..bitmez, azalmaz..hep kalan tek özlem.. nefes nefes yaşanır.. yanı sıra beklenir..

gidenlerden bir tek seni ozledim, seni deli gibi ozledim: canim babam(bkz: gidenlerden)

özlersin ve içersin sarhoş olmaya başladığında balkona çıkarsın biraz açılmak için ve balkonda beraber oturduğunuz sandalyeleri görürsün yine aklına gelir özlersin hemde çok özlersin ama artık yoktur.başını gökyüzüne kaldırıp en parlak yıldıza, nerdesin,çok yanlızım niye gittin diye bağırırsın ama cevap gelmez sandalyeye oturursun onun sandalyesinede elini atarsın bir süre sonra sızarsın orda rüyanda onu görürsün ama hiçbir şey demeden sana bakar gözünden birkaç damla yaş dökülür ve kaybolur.kan ter içide uyanırsın elinden bira şişesi düşer ve hıçkırıklar içinde ağlamaya başlarsın...

(bkz: ölen) (bkz: babayi ozlemek)

(bkz: olmus birinin dogum gununun kutlanmasi)

cok farklı bir ozlemedir bu. ozleminizi giderecek sıcaklıgını, sesini yuzunu ya da gozlerini gorme imkanınız yoktur artık. sadece hayalinizde kalaniyla, anılarınızı konusturarak belki bir nebze icinizi rahatlatmaya calısacaksınızdır. fotograflar asla mutlu etmez. bir zamanlar var oldugunu ve simdi olmadıgını farkettirip ozleminizi daha da pekistirecektir.bıryerletrde var ama yok dusuncesiyle de eger mezarlıga giderseniz bu sadece gerceklerle yuzlesmenizi saglar. ıkı tutam toprakla konusur, ismine bakar bakar aglarsınız. aklınızda toparlayabildiginiz tum duaları okuyup "simdi her nerelerdeysen bunlar seni korusun" sessizligini gonderirsiniz ona. iki damla goz yasınızı mermerlerin uzerinde bırakır, hıckırıklarınızı kendinize saklar, onsuz gecen yasamın icinde var olmaya devam edersiniz. ve ona olan özleminiz asla bitmez...(bkz: eski sevgilinin olmesi)

hic gelemeyecek, hic gelmeyecek birini ozlemektir.

koskoca bir hayatı paylşatığınız kişinin artık var olmadığının kabulünden sonra ister istemez ortaya çıkan bir duygudur.her sabah işe gitmeden önce öptüğünüz yanakların, ellerin artık olmaması çok da ötesinde, hayatınızda sizi koşulsuz ve karşılık beklemeden seven bir kişinin olmaması etkiler insanı.eski hikayeleriyle yol gösterecek, ders verecek, gülmekten nefes almanızı engelleyecek o pamuk bir yüz yoktur artık.özlemlerin en kötüsü, belki de en can acıtıcı olanıdır.ama unutmaktan, hiç yaşanmamış saymaktan kat be kat iyidir kannatimce.(bkz: babaannenin ölmesi)

en olmadık zamanlarda bile ruha çöküveren duygu. ve bir çeşit aşı.

daha henüz ölmemiş olan sevdiklerimizin kıymetini anlamayı öğreten durum.

aslinda bir cesit bencilliktir. o'na ihtiyac duydugumuzda hatirlariz, aci cekeriz,ozleriz. belki de hayatimizi kolaylastirmasini ozleriz. guvende olmayi, kayitsiz sartsiz biri tarafindan sevilmeyi, birinin bizi kendimizden daha fazla dusunmesi konforunu ozleriz.

(bkz: babanin oldugunu kabullenemeyerek yasamak)

bir derin korku düşer ruhuma duvarlar seslenince,karanlık oyun oynar aklıma gölgeler dans edince...inan bana alışamadım hiçbi zaman sensizliğe,şimdi sensizlik dolaşıyor çıkıp gittiğin bu evde...yalnızlığa elbet alışır bedenim,yalnızlıkla belki de başa çıkabilirim,çok zor gelse bile yaşar öğrenirim,sensizlik benim canımı acıtan(bkz: sensizlik)

gün be gün eksilmektir...unufak eder insanı, yüreğini çıkartıp cebine koymak ister insan.bir süre duygusuzluk unutturur belki özlemi tesellisiyle...

geçmişi özlemekle bir hayli benzeşen insanın içini acıtan, umutsuzluğunu arttıran özlem, hissiyat .

salonun baş köşesindeki resmi ile konuşursunuz ara ara. rüyanızda göremezsiniz çünkü. üstünden ne kadar zaman, ne yıllar geçsede konuşmasını, kokusunu, size dürzü demesini, sarıldığınızda "isordilim benim" diyişini. yaptığı yemekleri, fantastik projelerini, kendi kendini garip yöntemlerle tedavi edişini, keyiflenince attığı gevrek kahkahaları, sinirlenince ettiği yaratıcı küfürleri, sataştığınızda bastonunu kaldırıp sallamasını. hepsini bir anda özlemezsiniz belki, ama ara ara çok pis sızlar içiniz. dünyanın en aksi dedesinin şimdi cennette herkese sataştığını düşünür gülersiniz. en azından büyük aşkıyla, anneannenizle, birlikte olduğunu bilir, mutlu olursunuz. bir damla yaş akar, ama ağlamazsınız.

(bkz: angels fall first)

bir an gozunuzun onune gelir gibi olur- hatta daha yeni pazarda* gordum zannedersiniz; ancak zor olur inanmak o'nun gittigine. telefon numarasini silmeye eliniz gitmez bir yil olmasina ragmen.

(bkz: room of angel)*(bkz: sözlerin kısılıp melodinin başlaması)

daha cok sonra sonra meydana gelen bi ozlem turudur...ilk baslarda insan ne oldugunu anlamaz onu tekrar gorebilecegini sanar ancak neden bir sure sonra gercek anlasilir...o artik yoktur buralarda...hatta oralarda...cok daha baska baska yerlerde oldugu anlasilir...

fiziksel olarak değil de ruhsal olarak içinizde ölmüş biriyse eğer çok koyar. gidip sarılabileceğiniz düşüncesi bu sefer de sizi öldürür çünkü. ama gidemezsiniz, giderseniz iki yana açılan kol bulamayacağınızı bilirsiniz çünkü.

garip bir tesadüfle başlıkları alt alta okumaktır bazen sol frame'de bunun tetikleyicisi...ölen birini özlemek...tomris...sizin için kendini harap edip gencecik yaşında* bu dünyadan yorgun düşüp göçen annenizi hatırlamaktır. tekrar düşününce size çok yakın bir insanı kaybettikten on yıl sonra o insanın anısını, o'nun öldüğünü öğrendiğiniz anda ettiğiniz sözlere yeminlere rağmen son zamanlarda onun adını düşünmeden geçen günler yaşamakta olduğunuzu fark ettiğiniz andır çok özlediğiniz an. yasanmasi gereken, nefes almak kadar dogal olandir olen birini özleme.

bir süredir rüyanıza da girmediğini fark ettiğinizde daha da can acıtan bir özlemdir.

gözlerinizin toprağa bakmasıdır.hem onun toprağın altında olduğunu bildiğinizden,hemde üzgünsünüzdür ve boynunuz düşmüştür.

"geri getirebilir misin?... degiştirebilir misin bunu?... gucun yetiyorsa yapsana!.. kac yil oldu şerefsiz, yapabildin mi?... geri getirebilir misin? degiştirebilir misin bunu?.. gucun yetiyorsa yapsana!.." boyle surer gider, doner gitmez, doner dolaşir bulur yine..

bir deniz gezmiş'i, sevgi soysal'ı ya da tina kemal'i özlemek gibidir. ne özlemenin ne de ölülerin sonu gelmez ki...

sonu ummadığınız biçimde biten bir filmi, tekrar izlediğinizde 'son'un bari bu kez istediğiniz gibi olmasını düşünerek boş yere kasılmak gibidir. numarasını tuşlarsınız, o telefonu asla açamayacağını bilir, ama bir yandan da açmasını dileyerek "aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor" mesajını dinlersiniz. belki daha sonra...

(bkz: ağlamak)

çok özlendiğinden mi inkarpsikolojisinden midir bilemem elin telefona gitmesi akabinde gözlerin tekrar dolması resmine bakıp bir an sessizce kalınması anlatılacakların yarım kalıp boğazda düğümlenmesidir...

(bkz: en yakın arkadasın ölmesi)

neredeyse dört ay olmuş diye düşünmeye başladığın vakit, hatırlarsın ki, hiçbişey değişmemiş senden yana.içindeki özlemem katlanarak büyümekte.özlediğinin o güzel yüzü,şefkatle yüzünü okşadığı elleri hep aklında, hiç silinmemiş. artık onunla olan maddi bağın her cumartesi sabahı yapılan ziyarette olsa, ölen kişi bi şekilde hep yanında.ölen birni özlemek güzel birşey aslında.onu unutmaktır esas kötü olan...babaannecim ben seni çok özlüyorum..

"..yok ettim salındığın billur aynalarışimdi uzun uykuların tam zamanıdırbir yorgan misali örtündüm yalnızlığıbu yıl da aşk buraya hiç uğramadısilinsin izim hiçliğim sokakta kalsıngölgemi yakın bu dünya beni yok saysınemanet ettim bıraktığın her şeyidedim siz susuz bırakmayın menekşeyi.."(bkz: adı menekşe)

ilk zamanlar daha çok olur. sonra silikleşir hayaller. bir fotoğraftan gülüşünü özlersiniz, bir yemekten kokusunu. çoğunlukla sevgisini ve şefkatini özlersiniz, dünyanızı biraz ısıtan ruhunu.zamanla sisler arasında kaybolur hatıralar. hayat onsuz da geçer, onlarsız. unutmak zorundayız, nasıl unutmayız?arkalarından düzenlediğimiz törenler bunun içindir, okuduğumuz dualar, göz yaşlarımız dinsin diye anarız, belki yaraları kapatır onları açan hatıralar.ama işte hayat devam ettikçe hayaller silinir. belki en silinmeyecek olanlar ara sıra kapınızı çalar, tanrı misafiri gibi. otururlar yüreğinize, beklersiniz. bir rüya görürsünüz, hayattadır sevgili ölüleriniz, sonra ağlarsınız uyanınca, uyanmak istemezsiniz.

(bkz: içimde ölen biri var)

bazen birini ölmüş farzetmekle yaşanan üzüntünün benzer olduğu hatta kimi zaman daha ağır olduğu duygu. ölmemiştir, hayattadır, hala nefes alıyodur ama yanında değildir. yaşamına senden çok uzaklarda devam etmeyi tercih etmektedir. sensiz bir hayatı istemiştir.bu bazen daha çok koyar. yok sayarsın, öldü farzedersin ama onu özlediğinde gidip başında ağlıyabileceğin bi mezarı bile yoktur. evde oturup o mezarın mümkün olan en geç zamanda olması için dua etmek bazen daha iyi hissettirir.

çok özlediğimiz insanlarla yaşadığımız kavuşma anının bu kez hiç gelmeyeceğini bilmenin çaresizliğiyle çoğalan özlemdir.

haydi anlat onu biraz dendiğinde bir an durursun, düşünmek için.anlatmaya nereden başlayacağını şaşırırsın.korkarsın da biraz. kaybolmuş mudur acaba anılar?yürekten sevdiğin birini kaybettiğinde ona dair hiçbir anı kaybolmaz, nasıl kaybolsun ki? onunla neredeyse bir ömürü beraber geçirmiş, hayatı öğrenmeye çalışmışsın..onunun fani bedeni çoktan toprağa karışmış olsa bile hareketleri, seslenişi, kızdığında ettiği küfürleri hep dudakta buruk bir gülümsemeye, gözde de üzerinden ne kadar vakit geçse bile yaşa sebep olur.ölen birini özlemek zordur, ama unutmaktan kat be kat iyidir.

bana, yuzumu calan ask simdi beni hatirliyor musun dizesini yazdiran durumdur.

yıllar sonra çalan bir telefonla başlayan ve sonu gelmek bilmeyen süreçtir. ne zamandır bilinçaltınızın derinliklerine attığınız hisleriniz bir anda yüzeye çıkmıştır. o gittiğinden beri aslında ne kadar yalnız olduğunuzu anlarsınız. o olsaydı şimdiyle başlayan yüzlerce cümle kurarsınız kendi kendinize. delice özlersiniz, özleminiz her an katlanarak büyür ve sonunda boğazınızda düğümlenir. boğulmak üzeresinizdir artık. hayalini kurmaya başlarsınız gece yatağınıza yattığınızda, sanki yanınızdaymış gibi konuşmaya başlarsınız onunla. sizi görmüyor, duymuyordur aslında. ama yılmadan devam edersiniz. sanki daha dünmüş gibi gelir onu kaybettiğiniz gün. yaranız kabuk bağlayamamıştır bir türlü.o günkü gibi yanar kalbiniz. o günkü gibi hıçkıra hıçkıra ağlamak istersiniz, gözyaşlarınız yetmez. özlemlerin en büyüğüdür bu, kimse anlayamaz...

hiç geçmeyecek bir özlem türü.tadı da ekşi, kırık bardakta.

hakikidir. çünkü içinde beklemek yoktur. sadece özlemektir.

Rasgele

+ turkish tobacco
+ sigara icmek
+ kadinlar bocektir
+ fucker
+ digital design
+ stevie ray vaughan
+ 0 puan
+ terms and conditions okumak
+ bahar depresyonu
+ nord
+ ulas bardakci
+ gotumuze girecek basliklar
+ outlook express
+ takim tutmayan erkekler
+ en basit sevilmeyen entry kazanma yollari
+ 21 grams
+ ince zevk
+ himinileri gubardatacak hobaraklar araniyor
+ sabah uyandiginda 250 kilo oldugunu fark etmek
+ acele ise allah karisir

HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam