|
|
hakkındaki yegane "korkunç" ve "anlaşılmaz" şeylerin polyurethane dekora mum yakan salak dekoratörler, "filmde çok korktuk yanei çekimlerde hep bir güç vardı ne bileem" diyen andaval mankenler ve "vaaay abi filmin galası yanmış kesin lanetli yaneeeğ" diyen saf seyirci olduğu rezil film.
cinler dünyasıyla haddinden fazla uğraştığı için o taraftakiler tarafından galası sabote edilen film. insanlar ve cinler arasında her türlü iletişim ve empati kesinlikle yasaklanmıştır.insanlarla uğraşan cinler de toplumları tarafından hoş karşılanmaz ve dışlanır. aynı hassasiyeti insanların da göstermesi gerek.
daha vizyona girmeden, galasında çıkan yangın sebebiyetiyle, ekşisözlük'te hakkında şu ana kadar onlarca başlık açılan talihsiz film... *
(bkz: #6505816)
fragmanını seyrederken bilgisayarım kitlendi! ulen bu ipneler ya bilerek yapıyolar bunu yada harbiden bişiler oluyor.
"büyü filminin setinde yangın çıkmış" dedi gazeteye sabahtan göz atmış iş arkadaşım. "ulan uğursuzluk söylentileriyle yürüttükleri reklam çalışmasını da iyice abarttılar. insanın bu kadar da gözüne gözüne ve acemice de sokulmaz ki bir reklam" diye düşünmeden edemedim. filme gitmeye olmayan niyetimi hepten bitirdiler.gün içinde bir mola verip tuvalete yollandığımda koltuk altımda gazetem de vardı her zamanki gibi. klozetin kapağını indirip içine de tuvalet kağıdından yastık yapmak için eğildiğimde koltuk altımdaki gazete de inanılmaz bir şekilde adeta parendeler atarak banyonun uzak köşesindeki damlatan radyatörün altına konmuş kovaya kafa üstü düştü. büyü filminin galasındaki yangınla ilgili tam sayfa haberi farkedince de yangının vehametini ve filmin uğursuzluğunu aynı anda idrak ediverdim.o günden beri sıçmıyorum.
galası kadar kendisi de talihsiz olan bir film. sen kalk birkaç sene önce epey ünlü olmuş bir gerilim filminin kurgusunu al*, ortaya gereğinden fazla göt göğüs serpiştir, amerikan zencisi ağzıyla diyaloglar yaz, ne kadar korku filmi klişesi varsa beceriksizce kullan... sonra da türkiye'de ilk defa ciddi bir şekilde üzerine düşülmüş korku filmi yaptık diye çık ortaya. filmin bir yerinden sonra bütün salon kahkahalara boğuldu, yan tarafta gora'yı izleyen kitleden daha fazla eğlendik eğreti diyaloglar, abuk olaylar yüzünden. o gencecik oyunculara yazık, harcanan paraya emeğe yazık, güzelim köye verilen zarara yazık. bir işi yapacaksan doğru düzgün yapacaksın, "türkiye'de korku filmi çekilmiyor biz çektik oldu" mantığıyla hareket edip de kadın dergilerindeki "doğum gününde eşinize bir beyzbol sopası almaya ne dersiniz" kıvamı yakalamak abesle iştigal etmek oluyor ne yazık ki. maddi manevi tazminat davası açmak istiyorum ödediğim altı milyon* için ve filmin korkunçluğundan değil yüzüne bakılmazlığından dolayı hasar gören beyin hücrelerim için. (bkz: kamerayı eline alanın film çekmesi)
her türlü kung fu filmi, sürüyle siyah beyaz türk filmi, hint filmi, berbat ötesi hollywood filmi bile izlemiş bir insan olarak söylenebilecek sadece iki şey var.1) hayatımda gördüğüm en kötü film2) dünyayı kurtaran adamdan sonra yabancı sinema okullarının örnek olarak gösterebilecekleri başka bir film kazandırdık dünya sinema literatürüne.teşekkürler.
fragmanına aldanarak gidilip, buyuk hayal kirikligi yaratan film.
bir orhan oğuz, faruk aksoy filmiaçıkçası bu filme gitmemedeki en büyük neden g-mall sinemalarında çıkan yangın oldu. reklamın etkisinden değil filmin bekaretinden dolayı... fatih selvi, atilla dorsay. uğur vardan gibi kişilerden "filmi gördük bi boka yaramaz veya "abi olgusal bağlamda sanrısal dürtülerle bezenmiş barutsal bir patlangaç kesin görülmeli" gibi yorumların etkisinde kalmaksızın bir film izlemek için gittim filme.filmin senaryosu şu ana kadar gördüğüm en kötü senaryo öncelikle onu söylemek istiyorum. ve dünyayı kurtaran adam ve gigli gibi filmleri gördüğüm halde yargımın bu olduğunu vurgulayayım. oyunculuklar ise "sezercik aslan parçası" filmiyle yarışabilecek kötülükte. efektler ise az evvel zikrettiğim ve geçenlerde arkadaşlarla izleyip tekrar güldüğümüz 1982 yapımı dünyayı kurtaran adam'ın efektlerinden daha gelişmiş değil.filmde cem yılmaz'ın anlattığı klişelerin hemen hepsi var. mesela *kampa giden gençler (filmde arkeologlar) bir amcaya köy yolunu sorarlar amca da orası lanetli gitmeyin oraya falan der.*kampın en alengirli yerlerinde yalnız başlarına bol bol gezerler.*robadan giymiş bir kız vardır*elektrikler kesilince biri ölür*feneri alttan tutarak gerilim yaratma kasıntısı bile vardır.lakin film atmosferi ve ortalama izleyiciye ulaşabilme yeteneği bakımından başarılı sayılabilir. çünkü müslüman-türk kültürüyle ve inançlarıyla bezenmiş bir teen-slasher filmi olarak malzemeler çok fazla . efsaneler çok gerçekçi belirlenmiş (gerçi bunu senaryoya yansıtmayı pek becerememişler). bilhassa abazan izleyiciye hitap etmesi bakımından erotizm dozu da oldukça yüksek bir film yapmışlar.kısacası sadece ve sadece kafayı boşaltmak için hiç düşünmeden izlenmesi gereken kıytırık ama eğlenceli sayılabilecek bir film.
her şeyin bir ilki vardır, bir sürü insan saçma sapan filmlerden, vampirlerden, canavarlardan korkuyor. eğer eleştirenler "kuran'ın suresinden alıntı, ne kadar banal bir kurgu!" filan diyorsa saçmalıyorlar, buna saygı duymuyorum. iyi ya da kötü, başarılı ya da başarısız bir ilk olmuş bu ülkedeki mistik inançlar hakkında bir film olarak.film hakkında sıralamak istediğim bazı olumsuz detaylar:--- spoiler ---1- kafası vücudundan koparılan şu ölen ilk elemanın cesedi hiç gerçekçi olmamış, bir vitrin mankeni olduğu çok belli oluyor.2- arkeolog amcayı başka biri oynayabilirmiş sanki, bir türlü adama adapte olamadım o rolde.3- dublaj olayında keşke senkronizasyona biraz daha dikkat edilseymiş, özellikle şu yaşlı amcanın konuşmalarında çok göze batıyor eş zamanlı olmayışı.--- spoiler ---bir de filmi savunmak istediğim bir nokta var:--- spoiler ---ayşe (ipek tuzcuoğlu'nun canlandırdığı karakter) cini kaçırmak için kuran'dan bir sure okumaya başladığında sinemada arka taraflarda oturan bir kaç hatun katıla katıla güldüler. yani bunun neresi komik ki? yabancı filmlerle karşılaştırdığımda, işte buna benzer bir çok örnek var; ne bileyim istenilmeyen bir varlığı kaçırmak için uygulanan bir kaç teknik diyeyim. besmele çekmek niye bu kadar matrak göründü anlamadım.sonuç olarak izlerken (izlediğinden çok çabuk etkilenen biri de olduğumu belirtmeliyim.) özellikle kanlı sahnelerde içim gıcıklandı. (kusura bakmayın başka bir tabir bulamadım bunu ifade edebilmek için.) bir de sona doğru bazı şeylerin ucu açık bırakıldı, hani seyirci düşünsün, kafasında kursun gibisinden sanırım. bunları da çözemememin verdiği bir huzursuzluk var film hakkında. ama korku (ya da gerilim) filmlerinde bu çok görülen bir bitiş şekli yanılmıyorsam.--- spoiler ---bazı şeylere [üstte gözüme batan bazı (spoiler içeren) detaylara mesela...] daha fazla dikkat gösterilebilirmiş; ama öyle ya da böyle emek verilmiş sonuçta. sanırım fazla iyimser yaklaşacağım diğer arkadaşlara göre; ama ben beğendim bu filmi galiba.
--- spoiler ---saçmalık.--- spoiler ---evet biraz ağır bir tanım oldu belki, ama yönetmeni bunun bir korku filmi olduğunu söylüyor. oysa film boyunca insanı korktan tek şey, korku janrının türk sinemasındaki geleceği oluyor. yani korku değil, film bile değil, çünkü filmden başka herşeye benziyor. dolayısıyla insan "ben bir buçuk saat boyunca ne yaptım?" sorusuna, "saçma sapan bir şey izledim"den başka yanıt bulamıyor. aklımda o kadar çok abuk detay var ki, bir an önce hepsini yazmak istiyorum, karışıklık için de herkesten özür diliyorum.1) sevgili sözlük yazarları, öncelikle hepinizi uyarmak istiyorum. istanbul'un göbeğindeki lüks semtlerde, "yahari gugaraaaaaaaaağğğğğğğ" diye bağırarak adam öldüren annem yaşında süslü ve şişman kadın büyücüler oturuyor. evlerinden bu sesler yükseldikçe komşularının reaksiyonları ne oluyor gerçekten merak ediyorum. şayet genel kültürleri senarist kadarsa kesin aman canım kadıncağız yasin okuyor deyip geçiyorlardır o ayrı, yalnız filmdeki versiyonu bana büyüden çok baharatlı tavuk sarması yapıyormuş gibi geldi onu da hemen belirteyim. (kendisi işi biliyor.) bundan sonra sarma yapan 60 yaş üzeri, gözleri sürmeli her kadına şüpheyle bakacağım. ama itiraf edeyim ki büyü yaptıran hanımı da hiç anlamış değilim. arkadaşım ne diye o banknotlarla bir kiralık katil tutmadın ki? çat diye vurur hallederdi, öyle lanetle filan da uğraşmazdın, bu saçma film de hiç çekilmezdi. 2) herşeyden önce, oyunculuk çok kötüydü. çok çok kötüydü. okan yalabık ve ece uslu nispeten başarılı (kaldı ki bence ikisi de iyi oyuncudur) olsalar da bu durumu hiç mi hiç kurtarmıyor, çünkü diyaloglar aşırı yapmacık ve yüzeysel, bunların ötesinde casting de çok kötü. ipek tuzcuoğlu iyi bir dizi oyuncusu olabilir, ancak televizyonla sinema farklı şeylerdir ve ona başrol oynatılmaması gerektiğini düşünüyorum, çünkü kendisini izleten bir sinema yüzü yok. hoş varsa bile akan göz kaleminden ve acayip kamera kullanımından biz göremedik. kameranın kullanımı son derece garipti. ya insanların yüzlerine fazlasıyla zoomlanıyor, ya da bir konuşma esnasında, konuşan insanlardan başka her yeri çekiyordu. 3) karakterlerin sürekli "kaptanım üzerimize doğru bir cisim yaklaşıyor!" misali "burada bir gariplik var..." türevi şeyler söylemeleri, hiçbirinin kim olduğuna, gelmişine, geçmişine, neden ve ne sıfatla orada bulunduğuna dair bilgi verilmemesi (sadece biri kendisine kazık atmış eski sevgilisini anlatıyor ki, orada ne alaka diyorsunuz) ama bunun yerine çeşitli uzuvlarının bolca sergilenmesi, senaristin vizyonu hakkında epey fikir sahibi olmamı sağladı. kendisine haddim olmayarak "korku filmi" denilen şeyin ne olduğunu tekrar düşünmesini öneriyor, mümkünse bir daha senaryosunu yazdığı filmlerin kenarından bile geçmek istemiyorum. 4) şunu anlıyoruz ki, her sene düzenli olarak kapı önlerinde kurban kesilen bir ülkeden yetişen yönetmenlerin bile, akan kanın nasıl gözüktüğü konusunda bir fikri olmayabiliyor. haydi o yoğunluk+şeffaflığı tutturmayı çalışıp becerememesinden vazgeçtim, direk boyayı tinerle sulandırıp da akıtmaz ki insan kardeşim. içine karışan tozları bile gördük. (ne de kötü kokuyordu kimbilir. ıyh.) terkedilmiş bir köy bulmuşlar, iyi güzel. ancak keşke benzer düzende bir köy bulup, hiçbir şeye benzemeyen 14. yüzyıl sahnelerini orada çekselermiş. ayrıca artuklular betonu keşfetmişler bunu da böylece öğrenmiş olduk.5) memleketimin entelleri dağbaşında bile elit hava solumak amacıyla içi kadife kaplı kutularda incecik şarap kadehleri götürüyorlar, hatta kettle ile kuyudan su çekecek kadar bile cinleşebiliyorlar ama içki içince rakı masası türküleri söylemekten de geri kalmıyorlar. türküz malum.6) film boyunca sıkılmamızı önleyen tek şey, keserle cin avlamaya niyetlenen sayın arkeoloji profesörüydü. katırlar kaçtığı zaman "kılıcımı getirin lan!" edasıyla yandaki binadan baldır bacak açıkta çıkarak "nereye kaçar katırlar?!" diye bağırdığı sahnede sırf ben değil, bütün salon yerlere yattık gülmekten. ayrıca "içeride neler oldu onu öğrenmek istiyorum..." repliğini yorumlayış şekli, elinde keseriyle "siz yatın, ben nöbet tutarım" diyerek dragonlance chronicles'ın kapağındaki sturm brightblade misali poz vermesi, cesetler arası ayırım yapması, bir hançerin hangi yüzyıla ait olduğunu küt diye anlayan dikkatli gözleri ve profesör olduğundan gerek, her konuda açıklayıcı (!) şeyler söylemesi, cümlemizi kırıp geçiren diğer sahnelerdendi. not: ben şahsen kendisini ilk olarak bir istanbul masalındaki tuğrul hoca olarak tanıdım. eminim iyi de bir oyuncudur, ama... ama.)7) sevişme sahnesi, etkileyici olmaktan uzak ve komikti. bir de o kadarcık hançerle kafa kesilir mi yahu? ayrıca o nasıl bir arkeolojik kazıdır? kazıya lay lay lay diye kazma, kürek ve keserle mi gidilir?! 6 kişilik kazı ekibi mi olur?! kazı işçisi yok mudur, görevli yok mudur? bu nasıl bir bilgisizliktir? insan bir iki arkeoloji profesörüne danışıp bu işler nasıl oluyor diye araştırmaz mı? (sevgili grimak, kazının kaçak olduğunu belirtmiştir.)8) tarot kartları koymuşlar filme, hatta başta 3 kart açıldığını bile öğrenmişler, ama keşke "yuh artık bu kadar da olmaz!" dedirten çekim hatasını yapmasalarmış. (belki kelt haçı açarlardı ama durumu tanımlayacak başka major arcana kartı bulabilirler miydi, bilmiyorum.)9) morga giren adamın kanlı cesedi gördüğünde "bu benim karım değil!" diyerek 32 dişi meydanda gülmesi hala aklımdan çıkmadı. filmin en psikopat sahnesiydi diyebilirim.10) "türkiye'de böyle şeyler az yapılıyor, kötü olması normal yavaş yavaş gelişecek" diyenlere siyah beyaz korku filmlerini izlemelerini salık veriyorum. bir işi iyi yapacaksan yaparsın. ve yine haddim olmayarak, yönetmen için bir kaç şey söyleyip bitirmek istiyorum. muhtemelen sayesinde türkiye'de daha uzunca bir süre korku filmi çekilmez, ya da sponsor olacak kurum bulunmaz. uyduruk bir film çekip, dergilerde ve televizyon kanallarında "ben mezopotamya kültürünü araştırdım, atmosfere önem verdim..." şeklinde beyanatlar vermek her yiğidin harcı değil. "kendi korkularımı yansıttım" sözünü değerlendirmek gerekirse de, onu korkutan şeylerin web sitelerinden bile indirilebilecek ucuz "zzzzzzınnnn" zzzzzzööönnnnnnnnn" efektlerinin olmasını, küçüklüğünde hiç clementine izlememiş olmasına bağlıyorum ve hayatımın bir buçuk saatini boşa harcadığı için kendisine teşekkür ediyorum. (aradan çıksın diye grudge'a değil de bu filme gittiğim için kendimden utanıyorum. ayrıca şu köyü bana verselerdi, ben orada ne call of cthulhu live'ları yapardım. aaah ah.)
eğer bir filme dalga geçmek amacıyla gidilirse çok güzel dalga geçilir. matrix ile de geçilir, gladiator ile de geçilir, hatta the village ile de geçilir*."ben entelim ben mükemmel olmayanı beğenmem" tavrına girip filmi yerden yere vurmak amacıyla izlemektense, tırsma amacıyla izlenirse gayet de güzel tırsılan etkileyici bir film bu büyü. türk müslüman kültürüne de çok uygun öğeler içeriyor. evet hala acemiyiz korku filmi çekmek konusunda, ama bu gerçek anlamda çekilen ilk korku filmiydi bunu da unutmamak lazım (okul filmi korku-komedi gibi abuk bir tarza sahipti). tavsiye olunur.edit: eğer kuran-ı kerim'e inanan bir insansanız, dolaylı olarak büyü ve cinlere de inanıyorsunuz demektir. ve eğer cinlere ve büyüye inanıyorsanız, bu film size amerikan sinemasının "şeytan"ından* daha yakın gelecektir. hayır, bu film "şeytan"tan tabii ki iyi değildir, ama kültürel olarak "içimize şeytan girmesi" gibi bir konu bana "içimize cin girmesi"nden daha çekici gelmemektedir. böyle bir durumda yıllarca hıristiyan korku öğelerinden korkmayı öğrenmiş bir "elit" izleyici kitlesi de doğal olarak "büyü" filmine "tu kaka" diyecektir...dediğim gibi bu yorumum sadece müslümanlar için geçerlidir; eğer cin ve büyüyü bir inanç değil, sadece filmdeki bir korku öğesi olarak görüyorsanız bu filmden etkilenmeniz, veya oturup hakkında olumlu yorumlar yapmanız zaten beklenemez.
film ne kadar kötü olursa olsun çekildiği yeri süper olan film, hani sağlam bir senaryo ve başarılı bir ekiple oralarda mükemmel korku filmleri ortaya çıkabilir, ne kadar korkunç görünen bi köy orası öyle, sikseler durmam öyle bi yerde --- spoiler ---bu arada kanımca senaristte filmin sonuna tam olarak yazıcak bişey bulamamış. böyle bitirelim, gizemli olsun demiş. yani aynı 2. sinin çekimine çoktan başlanmış hollywood filmleri gibi bitiyor--- spoiler ---
para batıyorsa yapılacak mantıklı bir iş bu filme gitmek.ama ben bu kadar iğrenç bu kadar saçma ve bu kadar sinir bozucu olacağını tahmin etmezdim.çıktığımda sinirden kusacaktım.prodüktör masraftan kaçmış biraz kötü kalite kırmızı boyayla kan efekti yapmış,"çıkamıyoz buradan amına koyiim labirent mi ne" geyiği dönmüş,kazma esprisi iğrenç,görüntüler iğrenç,oyunculuk konusuna girmiyelim bile şu bilmeyen halimle ben bile anladım ki saçmalamışlar.ipek tuzcuoğlu nun,dilek serbestin,ece uslunun memelerini görmek için mantıklı olabilir ama pornografik gerilim fikri de tutmamış.filmin tek mantıklı kabul edilebilecek sahnesi sondaki cevşenli sahneydi.kan görmekten(boya diyelim ya da)içim dışıma çıktı.tek kelimeyle gereksiz iğrenç bir filmdi.tavsiye etmiyorum şahsen.
güzel bir parfüm/makyaj malzemesi markası olabilir. (büyü'den bahsediyorum). tasarımcılara, isim arayanlara duyrulur. reklamları da süper yaratıcı olabilir.
filmde beni gerçekten korkutmayı başarmış ve gözlerimi kısmama neden olmuş tek sahne--- spoiler ---yaşlı büyücünün göğüslerinin gözüktüğü sahnedir--- spoiler ---gerçekten de fenaydı...
sıyrılıp gelen albümünden bir grup yorum parçası. büyü de baban sana büyü de büyü acılar alacak yokluklar alacak büyü de baban sana büyü de baban sana büyü de büyü bitmez işsizlikler açlıklar alacak büyü de baban sana büyü de baban sana büyü de büyü baskılar işkenceler kelepçeler gözaltılar zindanlar alacak büyü de baban sana büyü de büyü büyüyüp de onyedine geldiğinde baban sana idamlar alacak
bok gibi bir film, zaman kaybı. uzun uzun yorumlayıp bu filmin hayatımdan daha da fazla zaman çalmasına izin veremem.
--- spoiler ---çok büyük memeler var bu filmde...--- spoiler ---başka da bişey yok...
yeşilçamı, o kadar dalga geçilen ama en azından içten sinemaya inanarak, yaptığı işe saygı duyarak oynayan oyuncularla çevrilen filmlerini insana yana yana buram buram özleten bir film demek istiyorum ama film demeye gerçekten dilim varmıyor. gayretle ısrarla bizden birileri bunlar bak denemişler görelim destek olalım diye gittiğim bir film oldu ama sonuç tek kelimeyle sıfır...tamam ne olursa olsun bir türk filmine destek olmak, korku türününde bu kadar zengin içerik yakalanabilecek bir kültür içinde yavaş yavaş yer bulmaya çalışmasını istemek önemli bir şey katılıyorum ama tüm bunlar eğer o filmde bir ışık varsa ve kendinden sonra gelecek filmlerede ön ayak olabilecek cesaret verebilecekse geçerli bu filmse resmen arkadan gelmesi muhtemel filmlere bir köstek olarak çekilmiş...detayların (kan, dekor, o abuk kamera kullanımı vs) kötülüğünü o uyduruk bile denemeyecek rezil diyaloglarınıda geçtim ama bir film çekiyorsan seyircine birazda saygı duymalısın bu kadar tutarsız baştan savma bir senaryo gerçekten olamaz...filmi izleyipde türk-islam motifleri çok egzantirikti işte dua okuyup cin kovmasına millet gülüyodu işte siz gider hollywood filmleri beğenir türk filmlerine bok atarsınız diyen bir kesime referans olarak en azından bir hülya koçyiğit, cüneyt arkın, sadri alışık, kemal sunal vs referansı vermek istiyorum o dönemin o kadar zorluk içindeki bütçelerine rağmen o içten doğal yapmacıklıktan uzak ve tabiki profesyonel oyunculuklarından içtenlikle söylebilirmisiniz şu filmde bir adım ilerleme varmı yoksa gittikçe dahadamı geriye gidiyoruz? ha ayrıca türk-islam motiflerinin korku unsuru olarak bölesine rezil ve komik bir şekilde kullanılması daha sonra bunları malzeme etmek isteyecek sinemacılarında yoluna taş koymak değildirde nedir?tüm bu bahsettiklerimi bile geçsek sonuçta bir film eleştirmeni veya iyi bir izleyici olmaya çalışmak dışında herhangi bir akademik etiket taşımasamda ayrıca hiç bir filmede bu derece kızmasamda bir korku janrı aşığı olarak uyduruk reklam çabaları ve göt göbek meme üçlüsü ile o ziyan senaryoyu o yapmacık oyunculukları ve bu seyirciye açıkça saygısızlık terbiyesizlik olarak nitelendirelebilecek filmi kapamaya çalışan o senariste ve bölesine üzerinde iyi durulsa iyi belkide mükemmel bir iş çıkartabilinecek senaryoyu bok eden yönetmenine söylenebilecek tek söz önce korkunun ne olabileceğini öğrenmeye çalışmaları gerektiği bazı ustalara korkuyu ruhunun taa içine yerleştirebilmek için koca bir film bile değil sadece bir cümle yetebileceği;"that is not dead which can eternal lie yet with strange aeons even death may die"(bkz: h p lovecraft)"i will show you fear in a handful of dust."(bkz: t s eliot)
icsıkıcı dandik bi film daha.izlemedilermi acaba filmi yapanlar vizyona sokmadan once 'eser'lerini.bridget jones bile daha korkutucu olabilir.
bazı sahnelerinde gülmekten gözlerimin yaşardığı film. aslında profesör rolundaki oyuncu olmasa daha az güleceğim film
"olmamış olmamış olmamış diyoruz ve on üzerinden bir bile veremiyoruz" şeklinde özetlenebilecek yeşilçamın korku türündeki en kötü örneklerinden biri. yıl 2005, bu kadar emek, para, oyuncu hepsi boşa gitmiş. tabi yönetmene teşekkür ediyoruz, bu film cumartesi akşamında biz sinemaseverleri kahkalara boğmuş, bizlere hoş bir gece yaşatmıştır.
filmde tüm oyuncuların bir şekilde göğüslerini gösterdiği, okul gibi korkutmaktan çok eğlendirmeye yönelik bir filmdir.ayrıca filmde gerilim yaratan sahneler var mıdır,vardır tabiki ancak bunun sebebinin aslında fonda çalan müzik ve efektler olması trajik bir durum olsa gerek yönetmen için..--- spoiler ---okan yalabığa çarpan üç dişli yaratığın patlıcan olma olasılığıda yüksektir ancak ezilince hayvandan(!) çıkan şeyin incir olması* bir gariptir.--- spoiler ---
öyle bir filmdir ki bu, daha açılış sahnesi, ileride nelerle karşılacağımızın sinyalini bir koşu vermiştir.. --- spoiler ---yeni evlendiği adamın küçük kız çocuğuna olan sevgisini hayvanlar gibi kıskanan genç kadın, köyün yaşlı ninesine büyü yaptırmaya gider bin nefret bin kin bin kararlılık içerisinde!! gargamelgillerden olan nine, genç kadının bel üstünü çıkartır, böyle üzerinde bir ton çivi olan bir tahtayı kah sırtına kah göğüslerine batırır, tabii genç kadının her tarafından kan atmaktadır, canı bir hayli yanmaktadır.. amma ve lakin gelin görün ki kadının çığlıkları "aaaaaaaaaah!!" şeklinde gerçek bir acıyı vermekten çok, aynen şöyledir: "oh, ah, uh, ağh, ohhh" yani anlayacağınız gibi kadına orada işkence mi yapılmaktadır, yoksa kadın orgazm mı olmaktadır belli değildir!! --- spoiler ---hayır, memlekette hiç mi feryat figan bağırma kabiliyeti olan hatun yok, ayıptır.. daha, ayıp olan neler vardır.. nihat ilerinin canlandırdığı ve şirin baba nın bir nevi yandan yemişi olarak isimlendirebileceğimiz karakteri bilge dede olarak karşımıza çıkmaktadır.. yalnız dedenin bildiği şeyler aslında hepimizin bildiği şeylerdir ("dur, orası tehlikeli olabilir!!") ya da düpedüz saçmalıktır ("doğulular tuhaf insanlardır!!") bu çok şey bilen adam izleyici tarafından bir anda en sevilmeyen karaktere dönüşür bu filozofluğundan dolayı, çünkü, ben ve sanırım herkes düşünmeyi severim/sever, düşünenden dolayı!!!!! daha ne diyeyim ki?? haa, şunu diyebilirim, ece uslu gerçekten iyi oynamış, kendisine acilen iyi bir rol verilmeli.. dilek serbest de güzeldi
fenerbahcenin şampiyon olmasını engellemek isteyenlerin kusursuz stadımıza uyguladıkları sihir..
genci yaşlısı bütün kadınların meme veya meme ucu göstererek bizleri korkutmaya çalıştıkları modern "dünyayı kurtaran adam" diye adlandırabileceğimiz film. anlamadığım nokta şudur ki; ekonomik yetersizlik ya da bilmemne yüzünden olsa anlarım da diyalogların, senaryonun, oyuncu seçiminin, zekanın hiç mi önemli olmadığıdır.. örneğin the others filmine çok mu para harcanmıştır ki o filmde kimse gülme krizine girmemiştir?
başarısız bir komedi filmi. sadece iki defa yarıldık. diğer espriler güldürmekten çok uzaktı.--- spoiler ---bunun yanında filmin başında çıkan değirmenci gandalf oldukça komikti, bu sahne de başarılı.diğer iki yaran sahne şöyle;"-orada başıma inanılmaz olaylar geldi""-kaldır kıçını da yardım et. şimdi söylediklerimi anladın mı ha?"--- spoiler ---
gene konusu olmayan,replikleri sadece 'komik' diye tanimlanabilecek bi filmimsi daha..ne verilen paraya değen ne de harcanilan zamana değen bir film*..kanımca filmdeki iki katırcı adam ve şofor çok daha iyi oynamışlar diğer oyunculardan..--- spoiler ---bide filmdeki memeler hariç bişey daha dikkatimi çekti..ipek tuzcuoğlu'nun filmin başinda köy yolunda giderken ormanda dinlenme sahnesindeki oturuşu hiç bi zaman aklımdan çıkamayacak bir oturuştur..yani filmde sirf meme değil,başka görsel çirkinliklerde vardı..hiçbi kimsede görüp uyarmamış inanamiyor ve olmamış diyorum..--- spoiler ---
filmin basindan sonuna kadar "lan bi bismillah deyin allahsizlar" demek geldi icimden, ipek duydu sagolsun.
--- spoiler ---tuğrul aras'ın levent kırca'nın meşhur sarhoş tiplemesi modunda devamlı aynı ses tonuyla olaylara karışması yüzünden gülmekten yarılarak izlediğim, girdiğim afm salonunda filmin molasında izleyicilerin yarısının gittiği film. katırlar kaçmış, odadan salınarak çıkıp "nereye gitmiş olabilirler ki?" diyor. brunch olabilir pek tabi.. --- spoiler ---bugün gazetede korku değil gerilim diyordu. bence korku değil komedi. ayrıca birilerinin yönetmen ya da senariste, oyuncuların bazı şeyleri mimikleriyle anlatması gerektiğini, her şeyin söylenerek açıklanamayacağını (aksi halde sokaktaki adam da oynar) hollywood filmlerinin altyazılarındaki "aman allahım! böyle bir vahşeti kim yapmış olabilir?" yerine günlük hayatta "hass.tr, kim yaptı bunu lan" gibi korku anında ağızdan kibar değil ani ve küfürlü laflar çıktığını öğretmeli.ha bir de ipek tuzcuoğlu vakası var. asmalı konak döneminde nurgül yeşilçay'ı kastederek, "şekerim ben konservatuar mezunuyum, bazıları gibi bu ise tepeden inmedim, ben okulluyum, temelden geldim hede hödö.." şeklinde konuşuyordu. filmde, sesini en kötü kullananlardan biriydi, ne şaşırması ne korkması hiçbirinde değiştiremedi sesini.. gitmemiş o ses, okullu da olsa sesini kullanamıyormuş..
--- spoiler ---tuğrul aras'ın yardıgı film.''neler oluyor burada?'' seklindeki ilginc, zamansız cıkısları ve tonlamasıyla agız tadıyla korkamadıgım garip filmimsi..--- spoiler ---arka sıramı boş zannedip, sallanan koltugu hayra yormayıp korkmamın dışında, gayet eglendirmiş, zaman zaman güldürmüş film.
değişik diyaloglara sebep olabilecek film:--- spoiler ---cin girmiş katil kurbanın peşindedir: kurban- (bisss..)kul ezzübi rabbin nass melikkinn nasss... cin- abdestsizken yaramaz o canım..--- spoiler ---
gereksiz biton dialogun oldugu film
bu isimde bir film yok.evet turkiye sinemalarinda buyu die bişi oynuo ama film diil.
hakkında duyduğum, okuduğum o kadar kötü şeyden sonra iyice merak ettiğim film... sırf "lan hakikaten ne kadar kötü olabilir"in cevabını görmek için izleyeceğim bu gidişle...
ben bu filme gittim, evet. süpper bir film. belki de değil, bilmiyorum. çok korkunçtu; koltuğa doldurdum, ama o korkmadı; koltuğa da doldurmadı. o doldurmadı da, susmak da bilmedi amına koim. bizim süper modern, her siki bilen, eleştiriden kaçmayan, hiç ama hiç birrrsik üretmese bile her sike karşı olan, hiç birşeyi kattiyetle beğenemeyen, üretim adına hiçbir boku olmayan ve nası oluyorsa da her sike konuşacak bişeyler bulabilen, gerzek insan modelimize bu film çok bile amına koim.hani bilirsiniz son haftalarda film öncesinde siyah ekranda arkadan sesler geliyor, biri öğürüyo, biri böğürüyo, biri ossuruyo, biri sıçıyo.. iki tane geyik çıkıyor ve diyor: "telefonunuzu kapattınız mı, ses yapıonuz mu, yüksek sesle konuşuonuz mu, şunu ediyonuz mu, bunu yapıyonuz mu" diye. düşünenin biri iyi de olsa, kötü de olsa böyle bi mesaj vermeye çalışmış, "sakin olun, sinemadasınız" demeye çalışmış. ama bizim süper üretken gerzek, geyiği görünce dediğini dinleyip, "ay hahah çok güzel yapmışlar, heheh geyikler çok sevimli olmuş ahaha, şu soldakinin kaşlara bak heheh" diye direkt yorum katmaya başlıyo. ama kimse sanden bi geyik kritiği beklemiyoki arkadaş... mükkemmel bir atlayış lan bu.izledim filmi, iyi, hoş, kötü, zayıf, korku, gerilim, komedi, kan, cart, curt. neyse bu film, film işte amına koim, izleyen için ne olduğu belli ve bunun için ötmeye gerek yok. evet bu film, iyi değil belki de, gerek yok film arasında "ayyy resmen kaarnıma ağrılar girdi" diye zırlamaya. gerek yok "ha ha ha ha çok korkunç filmmiş güleyim baari ha ha ha" demeye. gerek yok filmin ortasında "ha ha meme açtırarak cesur yönetmen olunmaz şaakiiiirr" diye öğürmeye, gerek yok..gördüm ki bu filme gelen adamın niyeti zaten belli, "görelim bakalım şu türk korku filmini de biraz kahkaha atalım eh eh" diye geliyor adam. afferin gel, izle, kork "aaaayhhh" de, gül "ha hahaha haa" de, sonra da siktir ol git nereye gidiyosan lan. ama böyle değil, her 5 dakkada bir film kritiği yapılıyo. zaten bizim insan her siki bilen ve eleştiren bir insan olduğu için erman toroğlu ve şansal büyüka gibi başlıyolar amına koim (hıhı ben de buyum, hepsi de bu, hepsine de koim):"ayy kanın rengine bak, sanki vişne suyu"oldu, teşekkür ederim de şunu da söylemek istiyorum, senin ben amına koim gerzek herif. hatta devam ediyor: "ay işte yok şu filmde de böleydi, hatta bi filmde abi inanmazsın direk ketçap sıkıyolar sanki kan diye ehehe zehehe". tamam kan var, kan da değil belki vişne suyu, belki am suyu da niye bunu görünce filmin ortasında kritiğe başladın lan: "hmm %80 vişne suyu, hmmm %14 eşşek işkembesi, hmmm sanırım o geri kalan da öksürük şurubu olsa gerek hahaha".. "ay haha yine güldürdü bizim çakal" diye de yandaki kaltaklar kahkaha atmaya başlasın, hepimiz çok güzel olalım..-------------"abi haha şu katırlı adamların tiplere bak ahaha"evet, güzel, adam harbiden çok komikmiş de ben yine de senin amına koim. "ay seni böyle sakalla düşünemiyorum ahaha tahaha", "ay evet kazım sana çok komik olurdu ahahah".. sussana amına koduum sussana lan film izliyorum, ne kadar rezalet bi film de olsa ben o filmi izlemeye çalışıyorum. adam her kareden bir espri türetiyo, bunu yandakiyle paylaşıyo, sonra kulaktan kulağa oyunu başlıyo, sonra hep bir ağızdan, neymiş: "muuuuuuuhahahahaha".. "bu bizim ertuğ yine yardı ortalığı".. da ertuğcum orası ortalık değil işte be adam, bi dur lan, bırak bi iki dakka espri yapmayıver be adam lan, öğürme iki dakka lan..------------"ay ece uslu'ya bak orospu dedi hahah yuh ya normalde hiç küfretmezdi bu kadın"afffferinn afffferin, ne güzel dedin, hay ağzına diline sağlık, eşşek arıları soksun seni be adam.------------"ayy yaanii yuh artık komedi de gorayla yarışır bu hahaha muahah zuuhahah"shotgun var mı shotgun, hele bi zahmet.------------"ahaha sanki lord of the rings"çok ciddiyim eğer yalansam beni vurun, atın çöpe. lan ben bunu duydum lan, şerefsizim arkamdaki adam bunu dedi lan. lan yapma etme adam lan. profesör kızlara iki okkalı tokat vurdu ve ve herkes mauauhahua mahuauhauh diye koltukları tekmelerken hemen arkamdaki full anguttan ben bunu duydum. ve bunun üzerine kritik yapmanın da hiçbir faydasını göremiyorum,zaten ben de erman hoca değilim. yüz amına koim yüz, yıldızlı pekiyi lan. peki hakkaten ne denmeye çalışıldı ben annamadım lan ciddiyim oha lan.-----------neyse film bitti zor bela, hakkaten de zor bi filmdi belki ama halen herkes espri yapıyo: "abiiieeee orda memesi gözüktü yaa ahaha", "abieeeee orda tam içeri grerken zart zurt oldu ya, sanki şööle şööleydi", "abiieeee....."..........aabi yarrak amına koim yarrak.kimse beğenmedi, beğenmeye de çalışmadı, izlemeye de çalışmadı, filmdeki replikleri kendi tekrar farklı ses tonuyla söyleyip güldü, kadın orda "orospu" dedi, arkadaki adam "nıh norrrosspuu çaaaat" dedi ve yandakileri eğlendirdi, hepsi güzel oldu, eğlendi, biri güldü, diğeri kanın rengini görünce nedense içine gergedan girmişcesine kahkaha atmaya başladı, öyle oldu, böyle oldu.ben de çok korktum, beğendim, sevmedim, sıkıldım, eğlendim. oturdum ve filmi izlemeye çalıştım, korkmaya çalıştım, gerilmeye çalıştım, hakkaten çalıştım, ama olmadı, olamadı.. olsa da koim, olmasa da koim anasını satiim..
ps: ufak tefek spoiler'lar içerebilir.. ancak hayatınızda bir elin parmaklarından çok korku filmine gittiyseniz zaten filmde spoil edilecek pek bir şey kalmadığını söyleyebiliriz..öncelikle bu film nedense bir lise müsameresi havasında cereyan etmektedir. tarih dersinde tahtaya kalkmış konu anlatır tadında yaşanan yemek sohbeti sahneleri ile başlayan film daha ilk dakikasında "yahu geldik bu filme ama hata mı yaptık acaba" diye düşündürebilir. üzülmeyin. hemen ardından gelen, köye katırlarla gitme macerasında çıkan ak sakallı dede, lanetli köye giderken ürken katırları zar zor sakinleştirme, katırcı amcaların "bizden buraya kadar, buradan sonrasına gitmeyiz" demesi gibi sahneleri görünce muhtemelen aklınızda soru işareti kalmayacak. burada filmin yönetmenini cesaretinden dolayı can-ı gönülden tebrik etmek isterim, zira insan artık komedi filmlerinde dalga geçilme mertebesinde klişeleşmiş bu sahneleri, eğer tarihte görülmemiş bir şekilde çektiği iddiasında değilse, filmine koymaktan çekinir. tamam, son zamanların popüler sinemacıları japon kardeşlerimiz de durmadan uzun saçlı küçük kızların içine cin girdiği, telefonla arandıktan x vakit sonra ölünen filmlerde israrcılar, ama adamlar sanki bunu bir divan edebiyatı edasında, en güzelini çekme hevesiyle yapıyorlar. hem de arada dolls falan da çekiyorlar...ikinci olarak bu film bize tekrar göstermiştir ki vücudu güzel diye mankenlerden, iki kere fazla verir belki diye sevgililerden oyuncu seçmek, sinema açısından rezillik ile sonuçlanmaktadır. buz gibi mağarada üst baş ıslakken söylenen "çok soğuk", büyücünün evinde kötü kadın'ın gözleri parlayarak söylediği brezilya dizisi repliği "ölsün o.. ölsünnnnnn" ve her fırsatta arkeoloji hocasından duyduğumuz "neeooluyor burda yaaaaww" acımızın üstüne tuz biber ekmektedir..daha çok uzayabilecek entryme bu satırlarla son verirken söylemek isterim ki, türk sinemasında korku filmlerinin yeri üzerine kara kara düşünmek istemeyenler için bu film "korkunç" bir tecrübe olacaktır.. ve siz değerli yönetmenlerim, manken-oyuncu'larım, senaristlerim.. ne olur biraz büyüyün artık da bizi her sinemadan iyi anlatacak türk sineması'nın güzel örneklerini zevkle izleyelim..
iyi bir film değil ama kahkahalar atılacak derecede kötü de değil.*--- spoiler ---filmin girişindeki efsane sahnesi ve o küçük kısımda oynayan oyuncuların oyunculuğu çok iyi. ama filmin genelinde bence çok kötü oynayan ve karakter olarak oraya hiç gitmemiş bir profesör vakkası var ki anlatılmaz izlenir. birde mağrada çakan bir lightning efekti vardı ki turist ömer uzayda filmindeki ışın efektlerini aratmıyor. toprağı kazan özgü namal'ın arkeolog olan babasına "baba taş buldum" diye bağırması da filmin unutulmazları arasındadır.--- spoiler ---herşeye rağmen verdiğim paraya acımadığım bir film oldu bu öyle yada böyle bi şekilde reklamı oldu* bari gişe yapsınlar belki böylece daha iyilerini çekebilirler.
yapilabilecek her turlu elestiriye ragmen turk sinemasi adina basarili buldugum film. profesor karakteri haricinde diger bayan oyuncularin iyi bir oyunculuk sergiledigini, ozellikle ipek tuzcuoglu'nun rolunun hakkini gayet iyi verdigini dusunuyorum.ayrica bize ogrettigi bazi seyler de var filmin. ornegin; eger telefon numaraniz bir bayanin cep telefonunda "askim" seklinde kayitli ise hastane yetkilileri ve polis sizi onun kocasi sanabilir.
sütyen takmayı sevmeyen, arkeolojik kazı yapmayı birbirlerinin üzerine kum atmaktan ibaret sanan bir grup arkeoloji öğrencisinin, karton diyaloglar, çapulcu oyunculuklar ve boktan müzikle süslenmiş maceraları. gruptaki en motor hatunun adının ceren olması senaryo yazarlarının sözlüğü takip ettiği ihtimalini akla getirdi ama sözlüğü biraz daha karıştırsalar bu ellerindeki hikayeden çok daha iyisini bulmaları mümkün olabilirdi. faruk aksoy götümüzü yakmaya yeltenmese bu filmi kaç kişi izlerdi esas onu merak ediyorum ben...
ilkokuldayken evde bulduğum bir rüya tabirleri/büyü/ tılsımkitabını karıştırmıştım. bir arkadaşla beraber güzel güzel tılsımlar/büyüler seçip yapmaya uğraşıyorduk. küçüklüğün saf cesaretinin verdiği güçle tehlikeli olanlar* hariç uygulamaya çalışıyorduk. birini kendine aşık etme büyüsü falan vardı. sanırım arap alfabesiyle yazılmış tılsımlar vardı. tılsımların işlemesi için üzerinde taşıman gerekiyormuş bunları. bize yazmak zor geliyor diye fotokopisini çektiriyorduk (adam kim bilir neler düşünmüştür bizim hakkımızda). aşık etme tılsımı üzerimizdeyken yolda bir kız dönüp dönüp bize bakmıştı. o zaman sevinmiştik tılsım tuttu diye. hala da sevincimizin kaynağına doğruluk payı veriyorum
oncelikle sunu belirteyim ki bu filmi boogeyman ile ayni gunde izledim, karsilastirma ister istemez yapabilirim, dolayisiyla filmi izlememis olanlar okumasinlar bunu.--- spoiler ---herkesin inanci kendine. benim inandigim kadariyla; cinler gercek, insanlara musallat olabiliyorlar ama onlara zarar veremiyorlar. buyu diye bir sey var, tutabiliyor da, yapan da yaptiran da gunahkar. buna bagli olarak bu film bence gayet de basariliydi. once neyle kiyaslayacagimizi bilmemiz lazim bence. hollywood filmleri kesinlikle apayri bir kategori, zaten seytan vs kulturumuz disindaki filmler. buyuyu ayri bir statude incelesek bu kadar da kotu elestiri almazdi. zaten bence film kotu degil. cok guzel basliyor. kiz cocuklarinin diri diri gomulmesi, bir babanin bu duzene aykiri davranisi, uvey cocugu kiskanan sirret kadinlar, buyu yaptiran sirret otesi kadinlar.. yok mu bunlar bizde, var. hikaye cok iyi. ben kucukken cok duydum cin ile iliskiye giren insanlarin oldugunu, dolayisiyla ece uslunun cinler tarafindan yoklanmasi, cinlerin esyalari kullanmalari ya da yerlerini degistirmeleri.. hepsi kucuklukten aklimda kalan korku unsurlaridir. sadece bu yuzden mi etkiledi beni? oyunculuklara gelince; sevisme oncesi sahnesinde okan yalabik ile o kizin bakislari oyle bir degisti ki ben hangisi hangisini oldurecek diye beklerken birden olaya girdiler. demek ki beni sasirtmislar. sonra olu bulduklarinda hepsinin, ozellikle kizlarin ciyaklamasina laf soylemisler. ben iki-uc tane cenaze evi gordum, insanlarin feryatlari aynen boyleydi. herkes biryerlerde aglar. boogeymande ise cocuk annesinin olmesine bir damla gozyasi tepkisi vermedi. ben bunu garipserim ve buyudeki kizlarin ayilip bayilmasini, ciyaklamasini gayet iyi bir oyunculuk, gercekcilik olarak degerlendiririm. ece uslu bir yerde oyle bir titriyor ki sesi bile cikmiyor. cok iyiydi. profesore dikkat etmemisim ya da filmin basindaki tellerle vucudu yaralanan kizin bagirislari tamam kotuydu. ama bu filmin bu kadar kotu degerlendirilmesinin sebebi bu da olamaz. gerci herkesin zevki kendinedir, uzatmanin da bir anlami yok. yine de "de" baglacinin ve "mi" soru ekinin ayri yazildigini hala bilmeyen insanlarin "bok gibi bir film" demesi cok da onemli degildir benim icin.--- spoiler ---
benim filmden çıkardığım sonuç şu: yere çömelirken dikkat etmek lazım içimize cin kaçabilir...
hoplayan zıplayan memeler görmek isteyenlerin kaçırmalarının büyük bir hata olacağı, yok "ben az da olsun "sinema denilen sanattan" görmek istiyorum" diyenlerin ise uzak durması gerektiği film.buraya yazıyorum bir sene içerisinde televizyonlarda oynar, para verip sonra da paranıza üzülmeye hiç gerek yok.
film hakkındaki izlenimler, öncesinden başlayalım anlatmaya... 16 yaş sınırı vardı ama ben dahil 17 yaş üstünde kimse yoktu sanki koca salonda. türü korku filmi olduğu için korka korka gitmişiz zaten sinemaya, tetikteydim sürekli. yangın çıktığı için tekrarlama şansı yoktu, ama gözlerim keto yada medyum memişi aramadı değil*. neyse film başladı, ön sırada oturan kadına takıldı gözlerim, ben yoldan gönüllü çıktım, korkacam der gibiydi saçları*. ben güldükçe kadın döndü baktı, kadın baktı ben güldüm. sonra bari filme konsantre olayım dedim. heyhat, film bambaşka bişiydi. replikler su gibi akıyor ama mecrasını bulamıyordu. uyuyayım dedim, o seste ne mümkün. dışarı çıksam olmayacak emek vermişler yarıda kesmek olmaz. oturdum kek kek bitmesini bekledim. birden rehavet çökmüş üstüme, sonra o rehavetin psikopat bakacağım diye şekilden şekle giren bir surat olduğunu anladım. kırmızı boyadan seçemedim kim olduğunu ama kurtlar vadisinde oynuyormuş efenim*. kırmızı boyaya iyi para vermişler onu anladım bu filmde. çıkışta bekledim üstümüze kırmızı boya fırlatırlar diye ama herkes biran önce salondan kaçmak istiyordu. korkudandır efendim korkudan.
taksim afm de izlediğim ve tüm izleyicilerle birlikte bol bol güldüğüm korku adı verilmiş komedi filmi.
(bkz: büyülenmek)
konusunun güzel olduğunu düşünüyorum, köydeki kız çocukları cinler, büyüler, derilerin üzerine yazılmış yazılar falan güzel şeyler ama film içinde ele alınması gerekiyo. hakkaten de benim dün seyrettiğim şey film diildi, hiç ama hiç beğenmedim. kahkaha da atmadım o ayrı ama diyaloglar, oyunculuk çok kötüydü, oyuncular daha şaşırmayı ve korkmayı bilmiyolardı ya bu kadar mı rezillik olur?
cinlrt üzerine bunca geniş birikimi olan bu memleketten cinlerle ilgili çekilebilecek en kötü filmi çekmeyi başarmış bunlar.(bunu "ay ben de ne kadar kaliteliyim,hiç bir boku beğenmiyorum" mutluluğuyla değil,üzülerek söylemek zorundayım) en basit cin hikayesinde bile cisimleri bir miktar tarif edilmiş cinlerin neden gösterilemediği ekonomik bir sebeptendir diye umuyorum. ----spoiler------ insan içine giren cinler geri geri giderken tökezleyebiliyorlar. bari biraz sadakodan feyz alsaydınız... ----spoiler---- dinlediğim hemen her cin hikayesi bundan daha korkunçtu.ama en azından belki biri bunlardan ilham alıp emek vererek güzel bir cin hikayesinin filmini çeker.
izlerken ipek tuzcuoglunun mimikleriyle dalga geçilen ancak eve döndüğünde yalnızsan bi de üstüne yagmur yagıyorsa filmin son sahnesindeki gibi nas suresini okutturan film *
(bkz: magic the gathering)
oyle kapiyi hizli carpinca, kendi kendine kapatip acinca korku filmi olmuyor. şimdi bir arkadaşim deseki gel ben ismarliycam filmi, ustune de 50 milyon lira para verecem, wallahi oturup muhasebesini yaparim. "bu koyde neler oluyor yahu"
çok süper bir film. en sevdiğim sahneler:- ece uslu'nun memeleri ve g.tü olan sahne. - ipek tuzcuoğlu'nun memeleri olan sahne. çok şaane diil ama olsun.- dilek serbesin memeleri olan sahne de güzel. iyi.diğer sahnelerde bayılmışım tam hatırlamıyom...filmdeki eksikler ise:- prosörün kızının memeleri görünmüyor. o kadar para verdik.
insanlarin, 'korkmak icin gittik, ama gulduk' şeklindeki klişe bir yorumdan hicbir zaman bikmayabileceklerini ogreten film.
tek korkunç sahnesi filmin başında 75-80 yaşlarındaki büyücünün göğüslerinin göründüğü sahne olan film.
fena değil, abartılacak bir yanı yok.--- spoiler ---ece usluya saldıran cin ben olsaydım diyorum. --- spoiler ---
bilet fiyatlarının 8 milyon civarında seyrettiği bir şehirdeki öğrenci bir izleyici olarak, bu parayı korsan vcd almak yerine sinemaya gidip seyrederek izleme tercihimi suistimal etmiş film. bana korku olduğu söylenen bir filmde gülebiliyorsam, bunu ben değil giren herkes yapıyorsa, film klişe olmaktan öteye geçmiyorsa, olay çok rahatlıkla özetlenebilir; "korkmaya gittik, güldük".. böyle klişe filme böyle klişe yorum elbette, anlayana. film yapımcılarının düşünüp, nerde hata yaptık demesi lazım; yok kendilerine para harcadıkları, reklam yaptıkları için dev aynasından bakıp film hala süper diyebiliyorlarsa, ne mutlu bize. ancak sinemaya para vereceklerin azalacağını da unutmasınlar.
hala bilerek çıkartıldığı inancında olduğum yangınla (en azından mumu dekorun dibine bilerek koyduklarını falan iddia ediyorum) farkına vardığım bir filmdir bu, amacına ulaşmış yani yangın. boktan senaryo, her türlü klişe kullanımı, dandik efektler, kötü oyunculuk ve yapmacık diyaloglar gibi nefis özelliklere sahiptir, sadece 10 kere hristiyan kültürü üzerine gördüğümüz şeyleri müslüman kültürü üzerine görmemizi sağlaması açısından iyidir, bi de belki daha güzel filmler için bir başlangıç olur ayrıca hollywood filminde latince dua edilince tırsıp, oha ne güzelmiş diyip de bunda arapça dua duyunca yarılan gençliğe de selam ederim burdanedit: evet başta daha hoş bi yorum yazmıştım ama düşündüm de gerçekten kötü bir film bu
anadolu'da şimdiye kadar yaşamış türlü türlü devletlerin ve toplumların bıraktığı efsanelerin, kültürlerin, dinlerin ve ayinlerin bu şekilde harcanması açısından kötü bir film olmuş. --- spoiler ---cinler kurbanların içine girmekte, onlara cinayet işletmeden önce seviştirmektedir, ya da direkt tecavüz etmektedirler. mardin cinleri böyle oluyor demek ki.. peki. ilk ölen vatandaşın ardından, "biz hep böle ölenleri uyku tulumuna sarıp hayatımıza kaldığımız yerden devam ederiz ne olacak ki" tadı da vermiş. müthiş.profesörün ceren'i sırtına alıp mağaradan kaçma sahnesinde, filme girip hepsini odunla dövesim geldi. -bu arada başa sarıp tekrar tekrar izledim, mağaraya girdiklerinde öğlen güneşi ipek tuzcuoğlu'nun göğüslerini yakmaktaydı- ülem mağaranın her bir yerinden ışık sızıyor. çıkışın nerde olduğu konusunda kazınmanın alemi ne. ve mağaradan çıkarlar, gece olmuştur. profesör mecburen bu gece de burda konaklıycaz der. kaç saat kaldılar mağarada, orası tartışılır. yok senaryoya göre akşama kadar labirent(!) gibi mağarada dönüp durdular gece oldu tabi izlenimi verilmek istenmişse, profesörün sırtındaki ölü ceren'i hala taşıyor olması ve arkadaşların hiç bitkin bir halde olmayışı bu kurguyu tamamen bozmuştur.farkedildi mi bilmiyorum arkeolog arkadaşlar (sabah-gece oluşundan sayarsak 4-5 gün orda kalmışlardır-senariste sorsan 1 aydır belki de) yemek yemediklerinden tuvalet ihtiyaçları da olmamakta. banyo ihtiyaçları da yoktur. ama bayanlar sürekli makyajlıdır hatta gece yatarken bile. arkeologların kaçı tarihi bir araştırma yaparken suratına saten alçı yaptırıyor merak ettim.bu arada, ipek tuzcuoğlu'na istanbul'da büyü yaptıran arkadaşı yüzünden mi bunlar olmuştur yoksa zaten artuklar döneminde yapılan bir büyü sebebiyle mi bunlar başlarına gelmiştir ben çözemedim.--- spoiler ---
vizyon'a giren turk filmleri'nin tumunu, elimden geldigince, izleme taraftariyimdir.yine ayni dusunceyle kalktik gittik filme; kalbin zamani'na mi girsek, buyu'ye mi girsek ikilemi arasinda...buraya yazdigimdan da anlasildigi gibi, buyu'yu sectik. salon tiklim tiklimdi. hafta sonu olmasinin da verdigi bir seydi bu; ama ne olursa olsun turk filmleri bir bes-on yil oncesine gore artik daha cok izleyiciyle bulusuyor.film boyunca pur dikkat buyuk bir sessizlikle ya da irkilmeyle izlenmesi gereken sahnelerin cogunda "gerilen" yerine "gevseyen" izleyicilerin kahkahalarini duyduk. nihat ileri ve tugrul aras (nihat ileri'yi seslendiren) illa ki iyi bir ikili, ama bu sadece edebi roller icin gecerli sanki. (bkz: havada bulut).insan sessiz bir yerde otururken "bom!" diye bir ses duysa irkilir, ya da ne bileyim ani bir fren falan. veya biri kulaginizin dibinde bagiriverse... filmde olanlar da hep bunlardan ibaretti. gerilim oldugu icin germedi, aniden patlak veren efektlerden korktu insanlar. ama film daha cok, ne yazik ki, "komedi" idi.10 dakikada bir yanimdakine filmdeki bir sacmalikla ilgili yorum yapmaktan sikildim. "gerilim" sinifina girmesi planlanan bir filmin ancak "komedi" saflarinda kendine yer bulmasi cok uzucu. ama bunda oyunculuklarla beraber orhan oguz'un cok hatasi oldugu fikrindeyim. bir yonetmen, cekimleri film tamamen bitmeden ya da bittikten sonra oturup hic mi izlemez yahu?.. ben olsam, birbirini tanimayan insanlara filmin bir on gosterimini yaparim. kendim de salonun bir yerlerinde gizlenirim ve izleyenleri izler, tepkilerini olcerim. en azindan bu yahu.. o zaman bu yaziya neden olan komedileri de bertaraf etmek mumkun olurdu belki.bir de asmali konak etiketinden siyrilamayan insan ìpek tuzcuoglu'na bicilebilecek baska bir rol yok herhalde. ki o da ustune oturmuyor. surmeli gozlerimle gererim sizi tripleri.....ya da orhan oguz gercekten bir komedi filmi cekmek istedi de biz herseye atliyoruz.-ki, oyle degildir gibi..
izledigim en abuk filmler listemdeki hakli yerini epey bi koruyacagini dusundugum son derece gereksiz film.oyuncular inandiriciliktan muthis uzak,ozellikle ipek tuzcuoglu rahatsizlik verici,gozlerini asmali konak'taki gibi boyayip ortalarda salininca her seyin sahane olucagini dusunmekten bir an evvel vazgecmeli artik.
insanların "çok güldük valla" yorumlarının gerçekten böyle filmlerin iyi örnekleri olduğunu bilmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum..çıkış yeri gayet güzel; kuran, büyü, korku, gizem falan -ki incil'den yola çıkarak yapılmış birçok korku,gerilim filmi var (bkz: seven)- fakat berbat olan senaryo, "bu lanet yerden hemen gitmeliyiz" ya da "aman allahım bakın ne buldum"(ki bu tahtakaleden alındıgı bariz olan 'güyya' kalıntı bi bıçak) gibi türk ağzında kesinlikle sırıtmış klişe replikler yerine daha orijinal bişeler bekledim seyirci olarak..hele beyaz sakallı hoca amcanın kollarını açarak mütemadiyen birşeyleri bilmeme durumu herkesin yarılmasına sebep olmuştur..
basindaki gecmiste gecen sahneleriyle baslayip günümüzde gecen sahnelere gecmeden bitmesi gereken film. kisa metraj olurdu ama ne güzel olurdu. cikis noktasi olan efsane insani gercekten etkileyebilecekken günümüz kiskanc kadinlarinin ihtiras savaslarina dönüsmesi, ee lanet mi var, yoksa bu cirkin tipli kadinin ezikliginden dolayi yaptirdigi "parali" büyü mü bu kadar kan döktü seklinde bir soruyla sinemadan ayrilmama neden oldu.ne kadar zahmetli bir is oldugunu bildigim icin filmleri kolay kolay bu derece kötü elestirmem. ama kendi elleriyle berbat etmisler. diyaloglar tek kelime ile feci basarısız. oyunculuk felaket. nasıl arkeologlardır bunlar, kus havalansa cıglıgı basıyorlar, benim bildigim arkeolaglar maceraya bayılırlar. bunlar hanımkızı. ellerinde cep telefonu, ne o kaziya gidiyorlar. arkadaşları ölmeye başlamış "hocam hocam..." diye cıgrısan tipler, o dakikadan sonra hocası mı kalır. son derece yapmacık.fistifayn'in yorumu: asagiya firlatilan kafatası basketbol topu gibi zip zip ziplayarak indi, inanılmazdı.bizim bicirik kizin baktigi tarot destesi "asiklar tarotu" olup, arka taraflari pespembedir, bu filmin sanat yönetmeni akilliymis, gizemli olsun diye siyaha boyamis onlari. acilan kartlari tahmin etmemek mümkün mü. 3 tane kötü görünümlü kartı acsın tabi kız. bunun gibi klışeler dolu...ben gene de ha gayret diyorum... türk sinemasinda biri bi gün gerilim/korku filmi cekmeyi basaricak ama belki bizim ömrümüz bunu görmeye yetmez...
küçük dua el kitaplarından herkesin elinin altında bulundurması gerektirdiğini hatırlatmıştır.sayesinde 1 haftadır evde yalnızken hızlıca hareket etmemi sağlamış filmdir.ayetel kürsi'yi ezberlemeye çalışıyorum.bu ürperinin sebebi tabii ki filmin başarısı değildir, film sonuçta bilinen gerçekleri iyi kötü açığa çıkarmıştır. evet büyü vardır, cin vardır ve bu kötülüklerden de korunmak gerekir dua ile...filmle ilgili dikkat çeken bi kaç şey söylemek gerekirse;--- spoiler ---ipek tuzcuoğlu'nun aklına filmin sonunda gelen -ki o kadar zamandır biri de bir besmele çekmedi bir destur demedi- dua okuyup cinden kaçma eylemi hastanede son buluyor, varlık onu peşi sıra takip ederken, bunu da görmek isterdik ordan odaya atmışlar, kız hala deli ayrıca bu gibi durumlarda ipek dua üstüne dua okuyor varlık peşinde ve bu işlerden anlayan biri de bir hoca getirttim musallat olmuş mahluğu yok edelim demiyor, sonsuza kadar mesajı veriliyor...yine özgün namal...bu kızcağızın suretinde bedeninde işleniyor bu kadar cinayet şu bu...ben yine duymadım ki bu güne kadar bir cin peri insanın bedenini ele geçirip onunla yok olup ortaya çıksın...genelde yönetirler...filmde temizlikçi yerleri süpürüyor bankın üstünde yeller esiyor adam bişi farketmiyor... --- spoiler ---
tuttular süleyman'ın mülküne dair şeytanlarınuydurup izledikleri şeylerin ardına düştüler. oysa, süleyman kafir olmadı, ama o şeytanlar kafir oldular; insanlara büyücülük ve babil'de harut, marut adında iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. halbuki o ikisi: "biz ancak bir imtihan için gönderildik, sakın sihir yapıp kafir olma!" demedikçe bir kimseye büyü öğretmezlerdi. işte bunlardan karı-koca arasını ayıran şeyler öğreniyorlardı. fakat allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar veremezlerdi. kendilerine zarar verecek ve faydası olmayacak bir şey öğreniyorlardı. andolsun ki, onu her kim satın alırsa, onun ahirette bir nasibi olmadığını da çok iyi biliyorlardı. keşke kendilerini ne kötü şey karşılığında sattıklarını bilselerdi! - kuran-ı kerim, bakara suresi, 102. ayet -
olmaması gereken bir film. türk film sektörünün kazanmaya çalıştığı itibari bir anda yerle bir edebilecek cinsten 'korkunç' bir film. türk seyircisine yapılabilecek bir saygısızlık örneği. hala ticari amaçlı, iş tamamlama adına film yapan zihniyetin göstergesi.
ilkçağda mağra duvarlarına çizilen resimler ile başlamış, milattan önce 3000 yılında mısırda altın çağını yaşamıl olay. inkar edilemez bir gerçek
filmdeki en büyük hata oyunculardır ki berbat bir oyunculuk vardı filmde. ayrıca çok fazla çalıp çırpılmış olduğuda ortada. fakat bugüne kadar türklerin yaptığı en iyi korku filmi diyebiliriz. umarım bu film bir öncü olur da daha iyi yapıtları görür türk sineması.
büyünün insan hayatında ne kadar "önemli ve inandırıcı" olduğunu vurgulayan ve sanki insanları büyü yapmaya özendiren karanlık bir film.sonunda yönetmen neyi vurgulamış anlaşılmıyor. hele o kazma kürek gidişleri yok mu. sanki "baltalar elinmizde uzun ip belimizde biz gideriz ormana heey ormanaaaa." şarkısını söylüyorlar hep bir ağızdan...filmde bir cin cin sakızı eksikti. kanlı bir filmdi vesselam.
sevgili sozluk. yillar yili seni okur, sende yazan onerileri az da olsa kaale alirim. genelde yanildigin, daha dogrusu kotu dediginin iyi ciktigi, iyi dediginin bok oldugu pek olmamiştir. yine sana guvendim ve sana sigindim. gurbet ellerde bu guzide filmimizi gorebilmek icin gavur sinemasina gavur parasini yatirdim. aslinda cok yatirdim sayilmaz, uc bucuk pound kişi başi (hanimda yanimdaydi, al sana kafadan yedi pound). her neyse. ha dedim ki ne zamandir memleketimden got bacak meme gormuyorum, o acigimi telafi edeyim. acikcasi verdigim pound başina bir meme gordum. hadi elli sent icinde ece ablanin poposunu sayabiliriz (anca o kadar eder zaten). ama belirtmem lazim ki kirildim, yikildim, uzuldum.. ve şunu gordum ki film aslinda karilarin memeleriyle degil, memelerinin reklamiyla iş yapmaya calişiyor.. bunlarin dişinda cok korktugum anlar oldu, misal katircilar profesore yan bakiolardi, yoldan ayrilip gitmeselerdi kesin prof amca daha oynak ve komik bi karakter olarak devam edecekti hayatina...bu katil ablanin icine cin girmese de katil olduguna şaşmamak lazim, neticede "kizim bardak getir", "kizim elime su dok", "kizim şarap getir", "kizim bi kere zevke ulaştir" gibi şeyleri surekli soylersen ablaya, o da psikopata baglar degil mi? ayrica insana sormak lazim, baba mardine icmeye mi gittiniz, kazmaya mi.. ha zaten hangi kazida memeleri yariya kadar cikmiş ablalar ellerinde tutamadiklari aletlerle sallaya sallaya ortalikta dolaşirlar bilmiyorum. neticede kaunos kazisinda bu ablalar yerine devletimiz dalaman yari acik tarim cezaevinden tutuklulari kullanmiştir, olmasi gereken yada olacak olan da budur.. her neyse, on kazi falan diip geciyoruz.. ne yapalim, bakarsiniz beni de kettle gibi kullanmaya kalkarlar...
hayatımda ilk kez bir korku filminde kahkaha atmamı sağlamış olan başarısız turk filmi.ipek tuzcuoğlu'na replikleri çalışılması için sanıyorum hiç zaman verilmemiş ki kadın resmen bi yerlerden okuyor gibiydi,profesor karakteri katırların kaybolmasından sonra iyi gidiyordu ki o da battı.bunlara ragmen filmdeki tek takdir edilmesi gereken kişi suna selen*..bana bi şekilde long time dead filmini çağrıştırmıştır aynı zamanda.
butun kliseleri cok guzel harmanlayip film yapmanin nasil birsey oldugunu cok guzel gostermis film. demek ki seytanin yerine cini, lanetin yerine buyuyu, incilin yerine kuran'i koydugun zaman guzel bir sekilde musluman korku filmi elde edilebiliyormus. ustune genc bir kadro, erotizm diye soy hepsini, oldu bitti. bir de cok kotu oyunculuk gosterileri cabasi. oyuncular hic cin gormus gibi duramiyor. yasamda oyle bir tecrubeleri olmamis olabilir ama hic mi korku filmleri izlenip gozlem yapilmamis. hele tugrul aras rolundeki aktor ayri bir konu. bir hancere bakip 'ustundeki islemelere bakilirsa 17. yuzyildan kalma' diyecek, '17. yuzyil' demeye gelince oyle bir vurgu yapiyor, seyirciye oynadigini gosteriyor. sette kimse buna hata olarak bakmiyor ki, bu hata defalarca tekrarlaniyor. bundan gayri ikincisinin olmamasini dilemekten baska bir sey gelmiyor.
şaman oluşumu olarak bilinir.
kendi kendinden başkasına sökmeyen.
biz türk halkı olarak her ne kadar kendi filmlerini,kendi müzisyenlerini haddinden fazla eleştirsek de bu film gerçekten bir felaket.filmde bir iki bö tarzı aniden yaratık,böcek çıkmalı sahnenin dışında hiç bir yerde ürkülemiyor,korkulamıyor.korku filmlerine ait olan tüm klişeler özenle kullanılmış.karakterlerin birbiri arasında yaptığı seyirciyi hadise hakkında bilgilendirelim konuşmaları trt'de yapılan bir açık oturum tadında.oyuncular halka şeklinde oturup sırayla bilgilerini aktarıyorlar,bu tip diyaloglar da çok komik bir durum çıkarıyor ortaya.filmdeki bazı oyuncuların hiç rol yapamaması,hele sevgilisiyle sürekli telefonda konuşan kızımızın sırf sevişme sahnesinde oynamayı kabul ettiği için o rolü aldığı şüphesi uyanıyor insanda çünkü rol kabiliyeti sıfır.aslında konu hoş,türk insanının hakkında konuşmaktan en çok çekindiği,bir çocuğun arkadaş muhabbetleri sırasında duyup günlerce korktuğu bir konu bulunmuş ama maalesef hiç ama hiç işlenememiş.filmde bazı sahneler insanı gerçekten çok güldürüyor.sinemada gitmeyin,paranıza yazık,alın vcd dvd paşa paşa izleyin ev ortamında.mümkünse kalabalık olun ki iyi geyik döndürebilin,çünkü böyle geyik fırsatları kolay kolay bulunmuyor.
nasıl bir kazı alanıdır ki dakikada 3 tane tarihi eser bulunsun?nasıl bir şoktur ki korkan kadının arkadaşlarının yanına gedliğinde ilk sarfettiği cümle "az önce o evde inanılmaz şeyler yaşadım" olsun?nasıl bir zekadır ki büyüye karşı kazmayla nöbet tutsunnası bir kandır ki resmen pembe olsun?nasıl diyaloglardır ki seyirciyi aptal yerine koyup filmi açıklamaya çalışsın?olmamış.. zinhar olmamış...
en çok - belki de bir tek- raistlin majerenin ellerinde tam manasıyla anlam bulan hadise. yakışırı budur.
"büyü", kişinin bilinci ve iradesi dışında, herhangi bir konuda, istemediği işi yapmaya elinde olmayarak zorlanmasıdır!.. ve islâm dini mensuplarına kesinlikle büyü yapmak haramdir!.. "duâ" kişinin talebidir; "büyü" muhataba isteği ve iradesi dışı istemediğini yaptırmaktır!.. cincilerin, cinlerden haber alma dışındaki tüm faaliyetleri "büyü" yapmadır!.. cinciler, "büyü" yaparken ya da "büyü"nün tesirini oluşturacak muskayi yazarken çeşitli duâlar okurlar ve böylece bazı cinleri o konuda görev yapmaya davet ederler!.. ki bu başkasının iradesini zorlamadır; haramdir!.. cinlerden ve "büyü"den korunma yollarına gelince. kur'ân'da iki tür, korunma sağlayan âyetler vardır. birincisi pasif korunma âyetleridir ki bunlar "ayetelkürsi", "kuleuzüler" ve hasbiyallahu veni'mel vekil ve huve rabbularşıl azim" duasıdır. bunların 41 veya 100'er defa okunmasıyla kişinin çevresinde cinlerden ve kem nazarlardan (negatif beyin dalgalarından) gelecek olan etkilere karşı bir koruyucu kalkan oluşur. (ahmed hulusi "cin ve büyü" kitapçığından)
tv'de hakkinda cikanlari seyretmeden, basinda, orda burda yazilanlari okumadan boylesi bir afişe sahip filme giden herkes eminim başindan beri gerilir, hatta zaman zaman da korkar, fakat daha filme gitmeden nasil bir film oldugunu ogrenen biri ister istemez bir "okul", bir "cabin fever" moduna giriyor tabiki.. şunu soylemeliyim ki tum eleştirilere ragmen benim begendigim (turk filmlerini destekleme dernegi murahhas azasiyim), icinde ara sira kahkahalar attigim bir korku/gerilim filmi olmuş.. hic bir hiper, mega, ultra beklentim olmadan, neyle karşilaşacagimi bilerek sinema salonuna girdigim icin memnun bir şekilde ayrildim salondan.. aklimda kalan yaran replikler:(kizlar ve prof hocalari yarali bereli, kanlar ve korku icinde lanetli koyden kacmak icin tarihi bir yapinin/harabenin icine girerler, zorlu bir yoldan sonra girdikleri harabeden nihayet dişari cikarlar) profesor: allah kahretsin yine ayni koye ciktik!(kotu ruh'un ozgu namal'in bunyesine girdigi anlaşildiktan sonra namal'in bakişlari keskinleşir, sinsice bakmaya başlar)profesor: bana oyle bakma kizim!
--- spoiler ---sonunda ozgu namalın "bırakın biraz olduruversin kız" dedirtecek kadar sirin baktıgı film--- spoiler ---
filmden degil de, istedikleri hasilati yakalayana kadar memleketin dort bi kosesini yakmalarindan korkulur.
(bkz: büyü de gel çocuk)
(bkz: kara büyü)(bkz: su büyüsü)(bkz: toprak büyüsü)(bkz: hava büyüsü)(bkz: ateş büyüsü)
sihir
(bkz: magic)
(bkz: buyulu serbet)
(bkz: mavi tuy)
güneydoğu şarkıları arasında sıkça geçen ama ne anlama geldiğini bilmediğimiz bi kelimedir... ibrahim tatlises tarafından yoğun olarak kullanılmış, beyinlerimiz yıkanmıştır bir tek bu kelimeyle...kara üzüüğğm.. habbesieeğğ... leğ leğ leğ le caney... buyu buyu...göynüğm seemez herkesieeğğ.. esmer-sen güziellsen.. şappi...
çocukça davrananlara söylenen söz: "hey sen, büyü artık.." etc..
(bkz: uyusunda büyüsü)
(bkz: ak büyü) (bkz: kara büyü)(bkz: kırmızı büyü)
spoiler degil rahat olalim.yani bunlari yazamazsam icimde fena bir ukte olacak.medyanin turk insanini nasil gaza getirdigini bir kez daha gormuş oldum. ben ve bir kac arkadaşimda bu gazdan nasibini almiş olacak ki gecte olsa filmi izleyebildik. filmle ilgili, yapimcisindan oyuncularina kadar olan gruba soyleyecegim şey şudur ki: "emek verdigin ve paralar harcayarak yaptigin filmi elbetteki insanlarin izlemesi icin oversin, cagirirsin ama o cagirdigin insanlarin begenebilecegi bir film yapman gerekir. bu kadar yaraticiliktan yoksun, bu kadar yalan diyaloglar, bu kadar inandiriciliktan yoksun oyunculuk izleyiciye bir hakarettir. en azindan kendi adima konuşuyorum."hele o filmin sonunda, cini uzaklaştirmak icin keşfedilen besmele ve ayet/sure monologlarindan hic bahsetmicem. ne de olsa islamiyet abi, hac mi gosterecektik, kutsal su arayacaktik deli gibi. konsept bizim konsept, her turluyuz yani. bu arada bir de kettle ile kuyudan su cekme sahnesi var ki, of yani of...
sanirim izledigim en kotu senaryo, en kotu oyunculuk ve en kotu kurguya sahip filmlerden biriydi. ancak yabanci sinema orneklerinde de saglam bir senaryoya dayanmayan, bol kanli ve kliselerle bezeli yaraticiliktan uzak muadilleri oldukca fazla bulundugu icin dunya sinemasi acisindan bu akimin icerisinde degerlendirilebilir. ote yandan okuldan sonra yeni bir deneme umutlarimizi arttirmisti ama isterdim ki sadece turk isi olsun diye degil iyi olsun diye de biraz ugrasilsin. isterdim ki dogru duzgun diyalog bile bulunmayan, film boyunca ciglik atmaktan baska bisi yapmayan sisme karakterlere teslim bi film olmasin da bari teptikleri yola degsin. bir de soylemesem icimde kalicak sanirim, ipek tuzcuoglu oyuncuysa eger ben de bugun egitimime son verip atiliyorum sektore. bi nas bi de felak suresi okuyup sag ayakla basliycam oyunculuga.
bizimkiler'in 'halis'i için çekilmiş gibi duran film.şu var;çok keyiflenir yumuşak yumuşak ama o bile korkmaz.
teaserları dönmeye başlamıştır sinemalarda...
volga 2 nin son dönemdeki en basarili yavrularındandır. sürmeli karaca' nın sahip oldugu bu safkan ozdeslestigi jokeyi karatas' la pes pese basarili yarislar kosmakta.
yine kadın bedeniyle pirim yapmaya çalışılmış... kötü oyuncu seçimleri ve uyduruk bir seneryo... bence en baştaki yaşlı büyücü bu filmin başrol oyuncusudur...
reklamla yürüme ve yürütme anlamındaki saçma film. efendim; sadece şunu belirteyim; ece uslu , geçenlerde yaptığı açıklamada; "..çekimler sırasında üzerime kaya geldiği ve onun o an çekildiği de yalan. benden olayı böyle anlatmamı istediler, ancak ben yalan söyleyemeyeceğimi belirttim." diyerek, saçma sapan, daha doğrusu yalan, sadece türkiye 'de haber değeri taşıyan bir mevzuya güvenerek hasılatı arttırmayı planlayan, olmayan şeyleri olmuş gibi düşünerek pazarlamaya kalkışan türk sineması 'nın utanç vesikalarının sadece fazla tutmayacak bir ürününü deşifre etmiştir. unutucaz yahu, zahmete girmeyin.hemen küçük bir soru; galadaki yangınla ilgili sadece ben mi kötü şeyelr düşünüyorum yoksa?
(bkz: maji)
berbat bi film... anlamsız gogus showlar anlamsız diyaloglar *.....ama sunu surda yazabiliyorsam, bu demektirki paramı almislar simdide tursusunu kuruyorlar..o yuzden "helal olsun" diyorum..bazen pazarlama urunden daha onemli olabiliyor iste..
"kumdan kaleler yapardık eskiden, bir dalga gelir bozuverirdi bütün büyüyü,çocuksu bir hüzün kaplardı bedenimizi,çocuktuk o zamanlar,bir başka büyüye kaptırır kendimizi,unuturduk bozulan kaleleri,şimdiyse..büyüdük ve büyülere inanmaz olduk.." şeklinde de açıklanabilir.
dus sokaginin son albumu. ilk klibi istanbul aksamlarim tv'lerde donmekte. ama biz kanderuntanbulun hastasiyiz o ayri. sozlerden cok ilk kez melodilerin de onde oldugu album başarili. galiba isin sirrini cozmus sevgili murat*, geç de olsa, kalici melodiler surukluyor sarkilari...
her insanin bir buyusu vardir. kapilirsin, kendini alamazsin bazen. buyusu oyle acikta durur ama cekim alani sadece belli kisiler icin gecerlidir.
konsantrasyon ve inanmakla doğrudan bağlantılı olan eylem.
birçok cadı bile bir büyünün başarıya ulaşması için bir takım alet edevatın gerektiğine inanırlar. oysa bu alet edevat sadece inanç katsayısını arttırır. eğer enerjinizi bu konu üzerinde toplayacak yeteneğe sahipseniz ve gerçekleşeceğine koşulsuz inanıyorsanız; kendinizi huzurlu hissettiğiniz bir anda, uygun renkte bir mum yakıp, (her renk insanın hayatına yön veren belirli enerjileri arttırır veya azaltır) karşısına oturup gerçekleşmesini istediğiniz şeyi yüksek sesle tekrarlamanız bile yeterlidir. koşulsuz inancınız enerjinizin doğru yere ulaşmasını sağlayacaktır.
güldürürken düşündüren bir film. nasrettin hoca misali.
parmağa bağlanan kırmızı ip. ya da bir öpücük.
(bkz: fusun)
sevgili murat yılmazyıldırım'ın 4.solo albümü (2003 emi)müzikler, gerçekten albümün ismine yakışır şekilde insanı büyülüyor. ...büyülerle büyülendirilmiş büyü... daha çok büyü ve kuşat her yanımı...
zamanla yerini büyümek kelimesine bırakan güzeller güzeli kelime..
(bkz: okultizm)
senaryo bakımından mümkün degil kötü olmanın dısına cıkamayan film...amerikan korku filmlerinin türkiye'de geç de olsa taklit edilişi...ne kadar taklit olsa da filmdeki kültürel sahneler insanı güldürmeden edemiyor...bir amerikan filminde kötü ruh bir kurban öldürürse, ölümün ardından gerilimli müzik devam eder, gerilimin kendisi ile birlikte..ama bu filmde, vatandaşlarımız her ölünün arkasından bir ağıt yakıyor...her ölü kendince uğurlanıyor acı bir müzik eşliğinde...senaryonun adam edilemez derecedeki kötülüğüne rağmen film kamera açısından takdir edilmeli...hatta bir kategori bulunup, en iyi kamera dalında da yarışmalı...görüntü yönetmeni adnan güler'in eline emeğine sağlık...sırf o'nun fotoğraf gibi çekimleri için izlenilir bu büyü...
vardır böyle bir şey.. büyülü demiş bulunmak ispatıdır aslında varlığının..anlaşılamayan çoğu zaman, aldatmak olmasıdır büyünün işinin..aldatır büyü, hiç dayanamaz aldanma heveslilerine; fizik kurallarını tüm dünyadan gizli alt üst edip, yoktu aslında öyle bir şey der sonra.. bırakmaksızın tek kanıt.. kendini doğrular aldatırken. büyülüdür öyle adlandırdığımız anlar.. sonrası 2*2=4..
ipek tuzcuoğlu ve ece uslu'nun başrollerini paylaştığı, faruk aksoy'un yönettiği gerilim filmi. basın bültenine göre artuklulardan kalma bir kazı alanındaki kötü güçler orada yapılan bir büyünün sonucunda uyanır. 17 aralık'ta sinemalarda olacakmış.
gora öncesinde yayınlanan fragmanının girişinde bulunan orada bir köy var uzakta türküsünün yorumu ve o sırada geçen sahneler ile tüylerimi diken diken etmiş, ürpertmiş film... ancak sonrası az uz değil ciddi anlamda yetersiz görünüyordu, umarım filmde farklı hissederiz...
17 aralık'ta vizyona girecek türk-korku filmi...
efendim elime gecmis bulunmakta olan hmm eski bir buyu kitabi olarak baska tanimliyamadigim seyin ki bir suru degisik fal bakma olsun ruya tabiri olsun rituel buyu ve tilsim ve daha farkli abstract konular iceren bu kitabi sizlerle bu baslik altinda paylasmayi uygun buldum once kitabi gordukten sonra gitmek isteyen isteksiz olan yok ramazanda filanbulastirma beni bu islere diye bahane uyduran lakin komsu kizini ayarlarim dedikten sonra neyse biraz heyecandan zarar gelmez diyerekten (bkz: hayattan bezen imamlar)yardimci olmayi kabul eden arapca bilen bir arkadas ile (ki shu an bunlari burayayazdigim icin beni kem gozlerle kesmektedir) sizlere bu kitaptan bir kac ornek ve ilgincseyler sunmaya calisacagiz evet efendim hem live kitaptan cevirip entry girme seklinde bir ilke de imza atmis oluruz neyse giris olarak anladigimiz kadari ile elemanin teki bu bilgileri degisik kaynaklardanderlemis toplamis lakin hangi kaynaklar belirtmemis (arada bir kitap ul esrar diye bir mevzu gecmekte bilemiyoruz) hepsini bu kitapta biriktirmis bu bilgilerin bir cogunu uygulamak/kullanmak/okumak dahi dinimizce caiz degildir hem olacaklar basinizi agrita bilir ummadik sekilde kafanizi yara bilir benden soylemesi diyede uyariyor bizi simdi efendim ilk etapta basit bir kac ornek sunuyoruz as follows
bir kimse arzu ettigi birisini ruyasinda gorup uyandigi zamanderhal bas yastigini ayak tarafina koyarak tekrar uykuya dalarsao kimseyi tekrar ruyasinda gore bilirmis cok basit deneye bilirsiniz
uykuda bulunan bir kadinin yastigi altina haberi olmadan kecinin boynuzunu koyarsak o kadin istenilen her seyi haberi olmaksizin birer birer bulbul gibi otermis
uyuyan bir kimsenin yastigi altina maymun kili koyarsak o kisi acayip abuk subukruyalar gorurmus (buna inanirim)
(bkz: voodoo)
büyümek fiilinin emir hali...
uyuyan bir kimsenin yastigi altinda maymun kalbi varsa o kisihic mi hic korkunc seyler vahsi yaratiklar felan gormezmis (buna inanmam iste)
sevdicegi hemen elde etmek isteyen abaza arkadaslar icin arabi ayin 7 sinde hatun kisiye niyetlenip (tombul memelerini yalamak istiyorum onun) 100 kere ya vedud ya allah okuyup dua edeceklermis hatun al beni yigidim diye kosarak geliyormus bilemiycem tercumanin yalancisiyim oda kitap oyle diyor diyo
sevdiginiz kadini yada erkegi ayaginiza getirip kopek etmek icin 21 tane papyrus alinirtenha bir yerde her birinin uzerine bierer kere ya karibulmultelali fevka kullu seyin uluvven itifaihu dua okunur sonra birer birer atese atilir sevdicegiz hemen hev hev diyerek kosarak gelir
uyku baglamak icinbir kagit uzerine uykusu baglanmak istedigimiz kisinin ismini ve suduayi yaziyoruz hab i girah degil hab i hargusden bile mahrum olasin sonra kagit incir agacinin altina gomulur o kisi her uyudugu an ruyasinda incir agaci gorup cigliklaricerisinde uyanir
buyu bozma kotu ruh kovma yontemleri asagidaki gibidirkina zirnik igde cekirdegi leylek tersi yakilarak tutsu yapilir her bi tarat tutsuleniryedi kapi esiginden birer parca kesip yakiyoruz butun evi tutsuluyoruzevin icindeki butun kapi esiklerine ardic katrani ile istavroz(bre kafir) isareti yapilir pamuk ipligi ile 41 dugum yapilir dugumlerin her birine kuleuzular okunduktan sonradugumleri birer birer cozuyoruz ve bu ipligi bir bardak suya koyup o sudan buyulenmiskisiye iciriyoruz hic biseycii kalmiyo demir tozu kaynar suya atilir ve bu su ile buyulenmis kisi banyo yaptirilir
simde biraz ilginc bir olgu bir kurt oldurdugumuzde gozlerinden biri acik digeri kapali kalirmis (ilginc tabii) bu gozleri cikarip bi sekilde yuzuk yaparsak(nasi ya ama oyle diyo tercuman ki resimlerden anladigimiza gore sanirim gozleri kurutup bir yuzuge tas niyetine takmak olsa gerek) yuzuk gumusten olcak ve icine islenmesi gereken kapali ve acik goz icin farkli olan bir kac tane sekil semal rune var cizmis amcamiz yanina ki bunlari yuzuklereislerken isleyecegimiz cubugun(?) ucuna okuz kanina banmis bir bez bagliycakmisizneysekapali gozden yapilmis yuzugu parmagimiza takipuyursak guzel ruyalar gormekten ziyada uykuda zihnimize dalmak isteyenlerekarsin bir kalkan olustururmus fakat acik gozden yapilmis yuzugu takarsakanladigim kadari ile uyudugumuzda ruhumuz bedenimizden ayrilip golgeler alemine gece bilirmisiz bizde o alemde bilincli bir sekilde istedigimiziyapip at kostura bilirmisiz astral seyahat veya astral projectiondan bahsediyor olsa gerek
efendim asil ilginc olan summoning ve alteration kismindan ornekler verecektik ki(yahabibiwortz buyu ekspresi sovumuza yeni katilan okurlar icin (bkz: buyu/10)tercumanim bolum girisini giderek buyuyen gozlernen okuyup sonunda fesupanallah hepimiz olucez diye bagirarak kacmasi uzerine malesef burdaara vermek zorunda kaliyoruz halbuki gayet ilginc resimler pek lezizseylerin habercisi idi misal bir sekil cizilmis bu bir pentagram evet bir pentagramiyuz metreden tanirim lakin yildizin her kosesinden birer cizgi cikiyor ve cizgilerin uclarindada cemberler icerisinde resimden coze bildigim kadar degisik hayvan kelleleri var taze kesilmis kanlar akiyor seklinde cizilmis sora adamin teki yere uzanmis ve bir baskasi elindeki hmm seyle adaminanlina koluna moluna degisik sekiller rune lar filan ciziyorhmm ulan cok kola icmekten ter bunaltimi basti yoksa bu sayfalar digerlerinenazaran daha mi sicak hem odada sanki karanliklasti birden yoksa bu havanin kararmasindanminihehe saygilar efendim ...
bakara suresi'nin "and olsun ki buyu yapan ve yaptıranlar cenneten bir nasip olmadığını bılıyorlardı" ayetiyle biten ilgi çekici bir fragmanı olan, vizyona gireceği tarihi sabırsızlıkla beklediğim turk filmi. yapımcı faruk aksoy soyle anlatmıs buyu'yu: "hayatımızda ters gıden her seyı mistik gerçeklerle açıklama eğilimindeyiz; bu nedenle ülkemizde buyuculuk yaygın. filmimiz ask kıskanclığı yuzunden yapılan bır buyu nedenıyle yasanan felaketlerı anlatıyor." bekliyoruz bakalım...
değişik bir dünyaya ait olan, insana hayatta birşeyleri değiştirebileceğine inandıran ama beyaz da olsa günah olan güç. www.spellsandmagic.com ilgilenenlerin bakması gereken bir yer. her ne kadar araya "göz rengini değiştirmek" gibi saçma büyüler karışmış olsa da :)
ismini eski iran dinlerinden biri olan spiritüel ağırlıklı magi'den almış olan genelde spiritüel uygulama (bkz: magi)
türk sinema tarihinde bir boslugu doldurmak amaciyla çekilen, keske o bosluk hep öyle kalsaydi dedirten, korku ögesi olarak sadece ay isigi ve simsekleri kullanan filmsi. orhan oguz daha önce korku filmi izlemedigini söylemis, acilen izlemesi lazim, ya da bundan sonra korku filmi çekmemesi. yine de takdir etmek lazim sonlarda bir iki kurtarma numarasina girmis ama olmamis.cevsen de ne mucize bir seymis onu ögrendik. her derde deva.
soyle oluyor: http://www.buyufilm.com/
fragmanı dahi beni oldukca korkutan ve gosterime girdiginde gitmeye cekindigim son donem turk filmi.baslıca rollerinde ece uslu , ipek tuzcuoglu , ozgu namal gibi isimlerin oldugu film.(bkz: yusuf yusuf)
bütün tek tanrılı dinlerde isyan ve tanrının gücüne ortak koşma olarak değerlendirildiği için affedilmesi söz konusu olmayan günah.
profesor ve ece uslu'nun asagi yukari soyle bir diyalogunu iceren film:ece uslu - banane ya ben gidecem.profesor - ceren'i bulmadan hic bir yere gidemeyiz. <dikkat> bunu iyice anladin mi ha? . simdi o kicini kaldir da ceren'i aramaya basla bizimle. bunu iyice kafana sok tamam mi? </dikkat>ece uslu - umarim onu ben bulmam. onu ilk gordugum yerde oldurucem. yemin ederim oldurucem.
celal çumralı nın bir eseri.
(bkz: büyü yapmak icin söylenen sözler)
insanları iyi yada kötü yönde etkilemesi için yapılan olay.reha muhtar'a da ölüm büyüsü yapmışlar ama reha muhtar oldugu için etki etmemiş diyorlar.
"buyû" olan şeklinin arapça'da ticaret anlamını taşıyor olması lazım gelen kelime*.
hepinizin allah belasini verseydi de cekmeseydiniz dedirtecek bir film
yönetmenliğini orhan oğuz un yaptığı; ece uslu , ipek tuzcuoğlu , dilek serbest , özgü namal gibi ünlülerin rol aldığı mardinde çekilmekte olan gerilim filmi. film mardin e kazı için giden bir grup arkeologun 700 yıl önceki bir laneti uyandırmaları üzerine . filmin çekiminde yaşanan garipliklerse biraz promosyon kokmakta.http://www.hurriyetim.com.tr/...36@nvid~453618,00.asp
"bu filmi izledikten sonra dua kitabı satışları patlayacak""ay benim zaten nazarla sorunum var"gibi laflar eşliğinde tanıtılan film(bkz: iyi bok yediniz)
ayrıca ülkemizde solifugid olarak bilinen örümceğimsi hayvanları tabir etmek için kullanılan isimdir (bkz: örümceklerin az bilinen akrabaları)
gazetelere kanlı fotoğraflar veren oyuncularıyla, "filmin laneti gerçek mi oldu yoksa?!" gibi saçma sapan replikleriyle bir blair witch havası estirme çabasına girişmiş ancak bu yollarla ancak saçmalayacak olan türk korku filmi.gerçekten uğraşıyorsanız bir şeyler için, koskoca yapımınızı komik duruma düşürecek şeyler yapmayın yahu, ne o öyle kanlı fotolar, saçma sapan lanet lafları falan...
zekeriya beyaz ve türevlerine televizyonlarda türlü türlü konuşma imkanı sağlayacak film. muhtemelen bir siyaset meydanında oyuncular ve din adamları bir de kuran şifrecileri beraber filmi tartışır, bize de gülmek düşer.
çekimleri mardinde terk edilmiş bir köyde yapılan türk korku filmi.kadrosunda oldukça fazla bayan oyuncu barındıran bir film ayrıca.
kainat kurallarına indirekt yoldan hat çekerek müdahale edebilme gücü. bir bakıma belirlenmiş olana,kusursuz kaosa bir çimdik atma hissiyatı. evrende varolan tüm fiziksel,kimyasal kanunların kendi iç varlıklarında başka gizli kanunlar vardır ki buna metafiziksel kanunlar denir.her kanun bir ip olsa bu ipler birbirine dolanmadan tek tek birbirlerinin arasından süzüle süzüle varmaları gereken o tek noktaya varırlar. bu kaçınılmazdır.işte büyü bu iplerin inceliklerine istinaden gelip kendi ipini bu iplere bağlar. böylece hem gidiş yolu değişir hem de varolan ince ayarlar sapmış olur. bu nedenledir ki büyü tüm dinlerce lanetlenmiştir ve varolan herşeyi yaratan güç de bunun yapılabilirliğini engellememiş ancak bu yapılırsa elindeki en büyük cezayı yapanlara sunacağını her fırsatta dile getirmiştir.milyarlarca ibrikten süzülüp akıp gelen şeyler tek tek hayatlarımızda yer almaktadır. sırayla..bir an içinde şu ekrana bakma mesafeniz bile aslında evren içinde bir boyutun bir başka boyutla aynı anda aynı an içinde kesişimidir. ki böyle onlarca boyut olduğu tahmin ediliyor.işte bu boyutlar arasındaki en kara çizgi büyüdür.meleklerin gizli ilimlerinden nerede ve nasıl yapıldığı bilinmeden aşırıldığı hep söylence olmuştur.(bkz: harut ile marut).ancak varlığı sadece muskalarla,tütsülerle,dualarla ya da keçi tırnaklarıyla,domuz yağlarıyla sınırlı değildir. oldukça büyük bir konudur ve bu konu hakkında, şu anda yaşayanlar arasında unutulmuş kadim yöntemleri anımsayabilenler maalesef hala bulunmaktadır.özellikle kabalistlerin kendi geliştirdikleri yöntemlerle büyü konusunda evrende yapılamayacak şeyin olmadığı iddia edilir. yani bir bakıma tanrı olmaya çalışmak..büyünün gittiği ana nokta budur aslında. olmayacak olanı kendi isteklerine göre bir varlığın şekillendirmesi ve istediği hale sokması. bu kontrolsüzlük eğer serbest bırakılsaydı o zaman son derece hedonist bir evren yapısı ve iyiliğin,kötülüğün, ikiliklerin bile hiç varolmadığı tek bir şeyden,tek bir varlıktan ibaret bir yapı oluşacaktı. bunun nedeni de isteklerin karanlık yönünün eninde sonunda kendini göstermesidir.
filmi çeviren ekibin etkilenip korktuğu film. bi de bu salaklıklarını gazeteye falan anlatmaları var ki o apayrı bi mevzuu(bkz: kendin çevir kendin kork)
grup yorum'un erdal eren için yazdığı şarkı. "büyüyüp de onyedine geldiğinde baban sana idamlar alacak" diye biter. (bkz: şarkıyı spoil etmek)
(bkz: mage buyuleri)(bkz: wizard buyuleri)
son zamanlarda mumya firarda'dan sonra çıkmış en kötü film. orhan oğuz'un amacı nedir, senaristler ilkokuldan beri kitap okumamış mıdır,dövüş kulübünün birinci kuralı dövüş kulübü hakkında konuşmamak mıdır sorularını akla getiren gudik bir yapım. hani barlarda tipsiz,kıllı ve girişken tipler vardır ya. aynen onlar gibi bir film olmuş. götünü tutsan selülitli, çükünü avuçlasan minnacık,tuhaf bir şey.edit: bir de dvd'si çıkmış vallahi
dus sokagi sakinlerinin dus sokagi kisminin yaptigi inanilmaz album.. hele bir sarki var ki oldurebilir: ay kadini..muzikleri ruhunuzun icinden bir nehir gibi suzulerek gececek, sozleri akliniza zarar, cok guzel bir album..
buyrun efendim butun sarkilari kopyaladim, belki bir arayan olur diye. guzel bir album, daha cok insan dinlesin, sevsin..(bkz: kenderuntanbul)(bkz: ay kadini)(bkz: iliski) (dus ve masal olmaya dair)(bkz: murdem yas lahoya)(bkz: arayislar)(bkz: kaybolus)(bkz: gidis gelisler)(bkz: istanbul aksamlarim) (neseli huzunler dansi)(bkz: ben benden gectim)(bkz: dus baladlari)(bkz: hindistanname)(bkz: mumlar)(bkz: ciceklerin sarkisi)(bkz: bir uyku sessizligi)
--- spoiler ---ipek tuzcuoglunun goguslerini temasa ettigimiz sahnede uzak planca ilkonce ipek'in pantolonunu indirdigini, uzerinde kulotla kaldigini goruyoruz. sonra kamera yakin plan aliyor, goguslerini net gorebilelim diye, ahanda bir bakiyoruz ipek'in kot pantolonunun kemeri gorunuyor. hadi len diyoruz sonra, hem ozensiz film cekin hem de tiriviri edin...--- spoiler ---(not: filmin kotu olmasi sadece bu ayrintidan dolayi degil tabii, izleyince birsuru baska eziyetlerin de oldugunu goreceksiniz.)
(bkz: zindanlar ve ejderhalar oyunu büyüleri)
büyü: gerçekle ilgisi olmayan, batıl inanmaların din ve ritüelle birleştirilmiş canlı, cansız bir varlık veya bir olay ya da durum üzerinde isteğe dayalı etki yaratma çabasını ve alanını oluşturmaktadır. yani büyü, aslında bir tür batıl inanmadır ve her bir uygulayıcıya özgü özel reçeteleri olan uygulamalar topluluğudur. bu yalnızca bir tanım batıl diyemeyiz tabi büyüye...türk dil kurumu'nun "türkçe sözlük"ünde yer alan "büyü" sözcüğü, dilimize farsçadan geçmiş olan "afsun" ve "füsun", arapçadan geçmiş olan sihir sözcükleri ile eşanlamda kullanılmaktadır. "büğü" sözcüğünden türetilmiş olan "bâgî" sözcüğü ise büyü yapmak, büyü bozmak anlamlarında kullanılmaktadır. kırşehir, kayseri, adana, içel, sivas, tokat, yozgat, niğde, bolu, burdur, izmir illerinin bazı ilçe ve köylerinde büyü sözcüğünün değişik söyleniş biçimleri olan "büğü, böğü, buğ, buğu, büglük, bügü, büğ, bükü" gibi sözcükler büyü ile aynı anlamda kullanılmaktadır. ayrıca "büğü", balıkesir ve solhan/bolu'da "toprak altında yaşayan, fındık büyüklüğünde, koyu kahve renginde, zehirli bir böcek" adı olarak ikinci bir anlam taşımaktadır. mecazi açıdan, "karşı konulmaz bir etki" anlamına gelen büyü: doğaüstü varlıklar ve gizlibirtakım güçlerin yardımını alma savıyla ya da gizil güçleri bulunduğuna inanılan bazı doğal ya da yapay nesneleri kullanarak, bu konuda ehil olduğu kabul edilen kişiler tarafından birine, bir şeye zarar vermek, fayda sağlamak veya korumak amacıyla yapılan işlemlerin geneline verilen addır.
kimilerinin ruhunda taşıdığına dair inanışların dillerde dolaştığı, öykülerin nesilden nesile aktarıldığı, uğruna yaşamların adandığı, düşle gerçek arasında kapıların açıldığı, yolların bulunduğu varoluş biçimi. kimilerinin isminde parlar, kimilerinin ruhunda, kimilerinin düşlerinde, kimileri için her şeyin içinde. tıpkı karanlığın öyküler yaratması gibi, büyü de öyküler yaratır, bilenlere, bilmek isteyenlere, dinlemek isteyenlere...
galasinda yangin cikmis olan film. tv'de gorunce inandim, gercekten buyuk bir yanginmis. insallah kimse zarar gormez
galasinin yapilmakta oldugu g-mall'da yangin cikan film.
izleyenlere de uğursuzluğunu bulaştıracağından korktuğum film.
dün tv kanalının birinde yönetmeni "başımıza binbir türlü aksilik geldi, birsürü kaza oldu" deyip, peşine de "yarın filmin galası yarın diye" eklemişti. biraz önce de yangın haberini aldık.eğer reklam amaçlıysa çok adice.
galasinda cikan yanginin reklam amacli oldugunu dusunmedigim ama uzerinde bir ugursuzlugun oldugu asikar olan film.. bu sekilde yapilan reklam kar getirir mi bilmem ama film ile ilgili izlemeden bir yorum yapmak dogru degil gibi geliyor bana.. yine de buyuk talihsizlik, sanssizlik oldu kendisi icin.. zira bu sekilde yapilan reklamin filmi yapanlar tarafindan da mutlulukla karsilacagini dusunmemekteyim.
bu kadar olaydan sonra acaba evde dvd alıp mı izlesek, yok lan o zaman da acaba ev mi başımıza yıkılır düşüncesini getiren film. insanların böyle reklam yapmaya çalışmayacakları bir dünyada oldugumuzu umut ediyorum...
filmin pazarlamasi icin (mi) oyuncularinin tekrar tekrar 'film cekilirken basimiza pek cok olaganustu olay geldi. psikiatrlik olduk' seklindeki demeclerinden sonra filmin dekorunun tutusarak yangin cikarip (bkz: 14 aralik g mall yangini) bu kadar insanin hayatini tehlikeye sokmasi sonrasi filmin hasilati ne olacak bilinmez, ama seyredeceklerin cesur korku filmi severleri arasindan cikmasi muhtemel.
bugun yasanan talihsiz olayla ciddi manada ilgimi cekmis filmdir..tamam her korku filminde "sette talihsiz olaylar yasandi,hayalet falan gorduk cok korktuk" tarzi vesveseler olur ama bu yangin artik olayin ciddi bir talihsizlik olduguna dair bir delil..internet siteleriende hatta "galadan en guzel fotograflar" baslikli calismayan bir link var..garip..hayatimda en cok korktugum filmin cihan unal li "seytan" oldugunu soylemeliyim oncelikle..bu film beni korkutuyor cunku benim beraberinde buyudugum arkadaslardan dinleyip korktugum efsanalerini dinleyip uyuyamadigim seyler uzerine kurulu..yani beni islamda insandan daha dusuk seviyede tutulan seytan bir sekilde korkutamaz yada ruhani yaratiklarin birebir insanlara zarar veremeyecegini bilen sahsima "freddy" ne kadar urkutucu gelebilir..işte bu buyu beni bu noktada yakalamis.."rosemary's baby" film muziginin urkutuculgunde bir "ordaaa bir koy var uzakta" melodisi ile basliyor film.. ulen resmen titredim kulakligi attim kulagimdan..aha yemin olsun..ayrica farkettim ki nasil incilden parcalar atmak carpici oluyorsa kuran dan da parcalar atmak o kadar carpici olabiliyor..dogru yeri dogru tevsiri dogru ses tonunu bulmak onemli tabii ki..konuyla ilgili olarak (bkz: bakara suresi)
başta yangının sallama bişey filmi ilginç hale getirmek için yapıldığını düşünerek vay be heriflerde ne kafa çalışıyomuş helal olsun dediğim.sonra gerçekten yangın çıktığını öğrenince imana gelme eğilimine girdiğim film.(bkz: eshedu en la ilahe illallah ve eshedu enne muhamme)
galasında çıkan olayın ciddi bir talihsizlik değil çok çok ciddi bir dikkatsizlik sonucu çıktığı gün gibi ortada olan film. perdenin yanına mum koyarsan, kapıları da kilitlersen olacağı budur.
prodüksiyon ekibinden, webmaster'ına, dekorcusuna kadar hepsinin tedbirsiz ya da hafiften aptal olduğu film. önce web sitesinde bahsedilen olayların hepsinin gerçek olduğunu var sayalım. efendim dolly operatörünün üstüne 300 kiloluk bir şeyler düşmüş başka bir eleman 6 metrelik kuyuya düşmüş, ipek tuzcuoğlu'nun üzerine taş düşüyormuş da son anda yanındaki diğer oyuncu onu itmiş kurtarmış bu sırada da hepsini filme çekip eklemişler vs. bu olaya iyi niyetli olarak bakarsak ekibin tamamen hayati tehlike olan koşullarda hemen hemen konuyla ilgili hiç bir önlem almadan çalıştığı açığa çıkıyor. tamam bir hata olur iki hata olur ama hep mi yani? sen mağaralar kendi çapında girip doğru düzgün önlemini almazsan düşersin de kayalar da yuvarlanır. ben kendi adıma bu ilk hikayeleri yedim mi? hayır. en azından bu yangın olayına kadar böyle düşünüyordum. ama perdelerin yanına mum koyacak zihniyetin başına bunlar da gelmiştir kesin. ondan sonra gazeteler de yazsınlar filmde de aksilikler olmuştu diye. böyle gerizekalıca dekor yapan ekibin başına o olayların hepsi de gelir tabi. film sağlam sükse yaptı mı? yaptı. ancak bu defa reklamın iyisi kötüsü olmaz mantığı pek işlemeyebilir çünkü bu olaylara görüp inanan halk tırsıp sinemaya gitmek yerine korsan vcd'sini alıp izleyecektir.
"lanetli" olduğu yolundaki söylemler * nedeniyle başarısız reklam kurbanı olması muhtemel film. batıl inançları yüksek olan bir halk daha iyi korkutulamazdı...
set ekibi dahil tum oyuncu ve yonetmeninin cekim esnasinda buyulendiklerine inandiklari, en nihayetinde gala gecesinde yangin cikmasiya, buyu bozuldu dedirten turk filmi.
kisi ya da kisilere iradeleri disinda kimi seyleri yaptirmak ya da yapilacak seyleri engellemek amacli uygulanan, kimi zaman tutan, kimi zaman ters donen, kimi zamansa hic tutmayan, genelde hayata ve akisina mudahale edip kendini yaratici yerine koymaya calisan zavallilarin uyguladigi cesitli maddeler ya da dualar kullanilarak yapilan tilsim.
aşk büyüleri ile ilgilenenlere bir elma büyüsü tarifi;" cadılar için kutsal olan elma, aşkın sihirli bir sembolü ve seksüel cesareti arttırıcıdır. eğer bir elmayı tam ortasından keserseniz göreceksiniz ki içindeki beş çekirdek mükemmel bir beş köşeli yıldız formundadır. üstelik elmanın kırmızı deriside onu bir çemberle çevrelemektedir. bazı yerlerde eğer bir elmanın kabuğunu hiç koparmadan soyup yere düşürürseniz, bu kabuğun alacağı şeklin gercek askınız olacak kişinin isminin baş harfinin şekline gireceğine inanılır. genç bir kız tarafından kendisini en çok seven talibini bulmak üzere yapılan bir başka büyüde, bu kız, taliplerinin sayısı kadar elma çekirdeğini almış ve bunların her birini onlardan biri gibi düşünerek aleve atmıştır. kızın aşkıyla yanıp tutuşan talibin çekirdeği, burada, en yüksek sesle patlayan çekirdekdir.neyse, biz kendi büyümüze dönelim. bu çok kolay bir büyüdür ve bir elmadan başka hiçbir şey gerekmez. her yeni aydan sonra bir elmayı iki elinizle tutarak güneş ışığı alan bir yere oturun ve elmadan ilk ısırığı almadan önce şu sözleri söyleyin."o lovely lady, goddess of might,i honor your beauty and love.bring to me a love that is rightsent by the stars above." "ey güzel leydim, kudretli tanrıça,sonsuzdur güzelliğiniz ve aşkınıza saygımo gerçek olan aşkı alıp getirin banaarasından gökteki yıldızların. ilk ısırığı alldıktan sonra, en az elmanın çekirdeklerinin oluşturduğu yıldızı düşündüğünüz kadar, tanrıçayı ve gökteki yıldızları da düşünün ve bu tatlı, güzel kokulu aşk-meyvasının, çılgınca bir aşka dönüştüğünü! ve bu büyü ile derdine derman olamadıklarım içinde kaynak niteliğinde ki adresi vereyim, faydalansınlar..http://www.gizem.ulkesi.com/
orhan oguz'un karizmasini darmadagin ettigi film..
herşeyi altına dönüştüren gerçek simyacı sevgidir .. yaşamın tekdüzeliğine yaşlanmaya ve ölüme karşı tek etkili büyü : sevgidir ..
us büyücüyü büyüden yoksun bıraktıktan çok sonra bile ve yaşamın tüm günlerinde , dileklerin gerçekleşebileceği inancı kişiliğin gizli bir bölümünde varlığını sürdürmeye devam eder.
bir de göze hemen batmasa da filmde var olan bir montaj hatası verilirse elle tutulur yanı kalmayacak olan film:sahne ipek tuzcuoğlu'nun pencere önünde soyunduğu sahne. önce pantolonunu çıkarıp sutyenine el ettiğini görüyoruz. sahnenin devamında ise sutyenini çıkaran tuzcuoğlu'nun pantolonu hala üzerindedir.
kenan evrenin duymadığından emin olduğum grup yorum türküsü.
olmus iste, gayet de guzel olmus. ha ufak bir grup amerikali genc kampa gitmis, dag basinda kaybolmus, ha bizimkiler dag basindaki bir koyde kaybolmus. onlar ormana gidince "vay, super abi korkudan koltuga yapistim!" oluyo da bunlar dag basinda ki bi koye gidince niye olmuyo, niye komik geliyo insanlara? yabanci filmlerde ki oyuncular buyu'dekinden daha mi iyi rol rol yapiyor? yoksa sirf yurtdisinda cekilmis olmasi bir arti katiyor filme? hep mutlu sonla biten, klasik filmler, ya da abuk sabuk seyler gencecik beyinleri zehirleyen mafya filmleri cekicek degiller ya. degisik bir seyler denemisler gayet de guzel olmus. insanlar niye bu kadar komik bulmus onu anlayamadim.
bu akşam saat 22'de kanal d'de yayınlanacak olan sinema filmi. *
(bkz: 10 dakikadır izliyorum) (bkz: ben böyle kötü oyunculuk görmedim)
son yıllarda izlediğim en iyi komedi filmi. yuvarlanan taş, uçan kuş ve kaçan katır gibi dehşet öğeleri içiriyor. "şu evin orada inanılmaz şeyler yaşadım" gibi zeka kokan diyaloglar da cabası.
çınar ağaçlarının cinlerinden bile yayılabilen.
tek bir tanecik bile iyi oyuncu olmadan çekilmiş konusuna yazık edilmiş film.birisi inandırıcı oynasın azıcık,tam korkmak üzereyim galiba yaşasın diyorum ve başarısız oyunculardna bir tanesi çıkıp gerzekçe bir şekilde gerzekçe bir şey söylüyor ve zar zor yakalamaya çalıştığım "korku" ambiansı her seferinde yerle bir oluyor.özellikle iyi oyuncu oynatmamışlar heralde,aykırı kaçmasın filmin "büyü"sünü bozmasın,dikkatimizi dağıtmasın diye.
her reklamdan sonra 2 dk geri sarılarak yayınlanan türk gerilim aksiyon korku filmi.
eğer sinemada izleseydim, ilk arada çıkıp paramı geri isterdim dedirten film. (bkz: south park)(bkz: mel gibson)
korku filmlerinde oldukça az kullanılan elektrik kesintisi temasını kullanarak ne kadar aykırı bir film oldugunu ispatlamıştır.
senaryo iyi olsaymış iyi bir film olabilirmiş sanki.oyuncular o kadar da kötü oynamamış,çekimler de güzel.senaryonun dandikliğinden kaybetmiş bir film,e daha ne olsun tabi,o ayrı.. kötü oyunculuk için (bkz: nurgül yeşilçay) (bkz: belali baldız)
türk sinemasının hala yapabildiği en iyi türün komedi filmi olduğunu ispatlamış filmdir.
kanal d kestiği sahneleri, her reklamdan sonra filmi iki dakika geri alarak telafi etmeye mi çalıştı acaba diye düşündüren film, ama her ne halt yemeye çalıştıysa da yerli kanallarda film izlenmemesi gerektiğini bir kez daha kanıtlamış oldu*edit: bi de ben arkeoloji ekibimizi öle bi yere öle bi amaçla gelirken şarap kadehlerini eksik etmedikleri, kırılmadan taa oralara kadar özenle getirdikleri için tebrik ediyorum
(bkz: dünyayı kurtaran adam 2)kurgudaki mantıksızlıklarla ilkinden çok daha ileri, dünya çapında bir film olmuş.eksiği omen ve exorcistten araya atılmış sahne * olmaması ve susam sokağı canavarlarının filmde yer almayışı--- spoiler ---filmin bir yerlerinde olağanüstü bir kurgu yöntemiyle önceki sahnenin hemen sonunda adamın yüzüne yapışan canavar patlıcan keşke daha yakından çekilseymiş. patlıcan rolünde aslında gözleri ve ağzı olan olan bir pofuduk terlik de hoş olabilirdi--- spoiler ---
ilk indiana jones* izledigim gun arkeolog olmaya karar vermistim, keske olsaymisim. boyle ortam oldugunu bilsem hayatimi ortaya koyardim bu ugurda. bir yanda ece uslu, ozgu namal, diger yanda dilek serbest. ortama bak. kazi bahane kizlar sahane. konusu buna benzeyen bir vivid mi vardi yoksa bana mi oyle geliyor bilemedim bir turlu.
dun gece oturdugum televizyon karsısından tvde zaplarken karsıma cıkan hadi bu sefer gulerim belki diye biraz izledigim ve izledikten sonra iskence sandalyesinden kalkmıscasına beni yerimden kaldıran * turk iskence sanatının en basarılı ornegi. (bkz: #8043523)
saadettin abimizin programındaki cin sahnelerinde bu filmdekilerden daha çok tırstım ben.hiç değilse saadettin abi daha inandırıcı korkuyordu :"abi bu cin bana ters ters bakmaya başladı, sayın seyirciler amanin!"
giriş:komik bir filmmiş bu..gelişme :--- spoiler ---daha 15 dakikadir izliyorum (farkindayim biraz gec actim ama ne yapalim artik), adamlar 4-5 tane tarihi eser buldular. zaten tarihi eserler onlar bulsun diye kazilip gomulmuş ortaliga. nereye elini atsan tarihi eser cikiyor. adam alip bakiyor :"hmmm bu 14. yuzyildan kalma bir lanettir gencler""hmm bu da seytanlar ve cinlerden bahsediyor""bu da buyuk bir kotulugun habercisi"ulan yuruyun gidin deli etmeyin beni.hele zaten gece olmayagorsun! duvarlarin onunden arkasindan etrafindan birseyler bakiyor. bu cin ya da peri de her neyse her gece gelip ya birilerine tecavuz ediyor ya olduruyor. zaten profesor de harem agasi gibi kalmis kadinlarin ortasinda. pabucumun profesoru...--- spoiler ---sonuc* :birakin ya film cekmeyin siz.
meğer bu filmin verdiği mesaj şuymuş:(bkz: gotu yere yakin olandan korkacaksin)
izlenebilecek en kötü filmlerden biri. bir de utanmadan bunun galasini yaptilar, yangin cikardilar.senaryonun taslaginin yazildigi kagittan, televizyonda izlerken kullanilan elektrige kadar harcanan her kurusa yazik.
(bkz: felak)(bkz: nas)(bkz: gachayım)
filmi izledikten sonra şaştım kaldım bu nasıl filimdir yahu diye. nasıl bukadar kötü yapabilmişler aklım almadı. zaten başlık altındaki tüm entryler aynı orijinden çıkma daha fazla yazmaya gerek yok.
hakkinda zekeriya beyaz'in fikirlerinin merak edildigi kavram.
sinema tarihinde devrim yaratacak bir film. daha önce hiç denenmemiş bir tür.(bkz: erotik gerilim)ama ben yönetmen arkadaşımızı biraz filmin temasından sapmış gördüm, cinsellik biraz arka planda kalmış, daha ön plana çıkarılabilirmiş, özellikle diyaloglarda ve filmin son sahnelerinde izleyiciyi ateşleyici erotik unsurlar nadiren kullanılmış.bu arada yönetmen kardeşimiz "daha sert, daha korkunç bir şekilde geliyoruz, izleyiciyi de getireceğiz* " demiş;(bkz: büyü 2) (bkz: porno gerilim)
filmin ilk gosterimi sirasindaki yanginla ilgili dusuncelere iliskin bir elestiri: (bkz: http://ulas.teori.org/...view&id=96&itemid=27)
(bkz: i don t wanna grow up)**
açıklanması, tanımlanması, temellendirilmesi özüne aykırı olan bir şey. büyü'nün elinden mistikliğini alırsanız geriye kalan şey teknolojidir. açıklanana kadar yıldırım büyülü bir şeydi, adına elektirik dendiği anda, formüllerle tanımlandığı anda teknoloji oldu. demirin paslanması oksitlenme diye açıklanana kadar büyüydü.. artık peygamber gelmemesinin sebebi de budur; artık allah'la konuşmak diye bir şey yoktur, şizofreni diye bir şey vardır. artık batı rasyonalizmi yönetir zihinlerimizi, bu yüzden de eremeyiz*, ancak sıyırabiliriz*.aslında basiret bağlamakla atom parçalamak arasında bir fark yoktur; ikisi de irade gücüyle olur(bkz: willworker). fakat irade büyü'yken başka kurallara ihtiyaç duymazken teknoloji olduğunda işin içine araçlar girer. bu bağlamda düşünüldüğünde aslında her şeye büyü denebileceği gibi bir durum ortaya çıkıyor, ki buna birazdan değineceğim. inanç, bir çok doğaüstü varlığı bağladığı kadar, hatta belki daha bile çok, insanları bağlıyor aslında. insanlar büyüye inanmadığında, mistiği reddettiklerinde ilerlediklerini zannederek hareket alanlarını kısıtlıyorlar. ve insanlar büyüyü bile rasyonalize etmeye çalışarak yok ediyorlar. inanmayı seçtiği şeyler insanın dünyasını şekillendiriyor, seçimleri sonucunda bu gri dünyaya mahkum oluyor.her şey neden büyü değil? çünkü bir şeyin büyü-büyülü olabilmesi için sadece açıklanamaması yetmez. aynı zamanda inançla desteklenen, büyülü olduğuna dair hayaller kurulan bir şey olmalıdır. büyülü olduğuna inanılan şey büyülüdür. [bu minvalde, (bkz: bored)(bkz: n-closer) *]şu anda büyüye inandığını iddia eden insanlar büyünün en büyük düşmanlarından aslında. çünkü mistiği reddeden zihinleriyle yaklaşıyorlar büyüye. "büyünün varlığını kanıtlamalıyım" diye düşünüyorlar. varlığı kanıtlandığı anda büyünün büyülükten çıkacağının farkında değiller. işte bu sebepledir ki yok efendim chaos magickmiş bilmemneymiş, yalandır bunlar, büyü değillerdir teknolojilerdir. magick in theory and practice demek "büyü yoktur argadaşım, dağılalım lütfeağn" demekten daha kötü hatta.**
an itibariyle kanal d'de tvde ilk kez sloganiyla yayinlanan film. dabbe'yi cekemeyenlerin izlemesi lazim.(bkz: dabbe)
çığlıktan ibaret bir film.
insanı oturduğu koltuğa mıhlayan, seyrederken kalpleri yerinden fırlatan, bir kare sonra ne olacağı asla tahmin edilemeyen, müthiş kurgusu ve olağanüstü senaryosunun yanı sıra son derece iyi seçilmiş oyuncu kadrosuyla da dikkatleri üzerine çeken ve bu sayede de izleyenleri korkunun ve gerilimin doruklarına taşıyan bir filmin komedi versiyonudur. peki bu tiye alınan asıl film ne diye merak ediyorsanız 40 yıl daha bekleyin. ben zaman makinesiyle gittim izledim geldim. gerçekten beklemeye değecek bir film olmuş, çekenlerin gözlerine yazanların ellerine sağlık.
özgü namalın o bakışları espri niyetine giydiğine inanmak istediğim belgesel(!) (bkz: kimi kandırıyosun sen)
bazen sevdiğiniz insanın, varlığı ve sevgisi dışında hiçbir malzeme kullanmadan size, hayatınıza yaptığıdır.
(bkz: merseburg büyüleri)
hangi birini saysam ki ipek tuzcuoglunun filmin başından sonuna kadar her olayda en az iki üç kere ya değirmencinin dedikleri doğruysa demesi mi yoksa profesörün tartışan kızları ayırmak için herbirine birer tokat (şaplak) atması mı yoksa ilginç ilginç replikler mi (örneğin)- hocaaaaam bir parşömen buldum+ getir bakıyım- hocaaaaam metal bir kutu buldum+ getir bakıyım- babaaa bir taş buldum+ nasıl bir yer burası yaaw nereyi kazsak bişey çıkıyortamamen korkunç komik bir film. tam anlamıyla koleksiyonluk...
cadı kardeşliği manifestosunun birinci maddesini oluşturur doğal olarak: ortamda yok olmaya yüz tuttuğunda hemen biraraya gelinip duruma müdahale edilmeli, büyü yeniden teşkil edilmelidir.*
altıncı nesil bir yazar.
(bkz: roma nın gizem dinleri/@jimi the kewl)
|
HaydiSohbet.com İletişim ve Reklam |